Press "Enter" to skip to content

Av. HACİ AKYOL‘un HUKUK VE SİYASİ MÜCADELESİ*

Malatyalılar için saygıdeğer, yurtsever ve halkını seven Av. Haci Akyol’un 25.05.2019 tarihinde vakitsiz ölümü, herkesi çok üzdü. Sevenleri olarak onun gibi değerli insanlarımızı yaşatmayı gündemimize almıştık.

Saygıdeğer Av. Haci Akyol’u ölümünün 1. yılında anmak, yine onun arzuladığı hukuki ve siyasi bir zeminde olmalı diye düşündüm. Çünkü Kürdlerin hak mücadelesinde yoksulların ve insanlığın yanındaki adaletten yana yer alan örnek yaşamı ile Av. Haci Akyol’un milli hukuk ve siyasi mücadelesi anlatılarını, demokrat ve yurtsever çevremde fazlası ile dinlemiştim. Bu nedenle 1975-88 yılları arası onun Malatya adliyelerinden başlayan, Adana, Sivas, Divriği, Hekimhan, Arguvan ve Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerindeki diğer avukat arkadaşları ile birlikte yaşadığı siyasi hukuk mücadelesini sizler ile paylaşacağım.

BAĞIMSIZLAR GRUBU

68’ kuşağından olan, yüksek öğrenimini hem çalışıp hem okuyarak tamamlayan Av. Haci Akyol, haliyle milli, yurtsever ve ideolojik olarak sol fikirlerine rağmen öğrencilik yıllarında fırsat bulup herhangi bir siyasi parti veya dernekte yer alamamıştı.
1975 sonrası Av. Haci Akyol eski arkadaşları; Av. Kadir Akgüneş ve Av. Hasan Doğan ile birlikte Malatya’da ortak bir hukuk bürosu kurmuşlardı. Adli davaların yanı sıra her üç avukat da siyasi davalara bakar olmuştular. 1975 yılı başlarında Töb-Der, “Açlık ve Pahalılığı Protesto“mitingini Malatya’da gerçekleştirdi. Mitingde sol ve demokrat topluluğa faşistlerin saldırısı oldu. Gelişen olaylar nedeniyle birçok Töb-Der yöneticisi tutuklanıp, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi ceza evine götürüldü. 1975 Malatya Olayları’nın görüldüğü bu davada, sol adına yargılananların savunmasına Av. Haci Akyol ve ayrıcı birçok ilden gelen avukatlar da katılmıştı.*1.
1978’de Malatya ilinde vuku bulan Türk milliyetçi çevrelerin saldırı olaylarında, onlara karşı koyan ve tutsak edilen demokrat, yurtsever ve devrimcilerin başta Av. Haci Akyol ve arkadaşları vekili olmuştular.
Yine 1978 yılı içinde bir komplo ile öldürülen Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu Olayları’nda “şüpheli” sanık olarak bir çok Kürt yurtseveri ve Türk sol demokratı göz altına alındı ve tutuklandı. Av. Haci ve arkadaşları, onların mahkemelerinde vekilleri olarak bulundular.*2.
1977 sonrası Av. Haci Akyol, Sivas ve Malatya’da siyasal davalara bakmasının yanı sıra, Sivas’taki ortağı Av. Murat Genç ile bölgedeki DİSK sendikalarının hukuk işlerinde bulundu. Ayrıca Divriği-Hekimhan Yeraltı Maden İş’in sendikal mücadelesinde yer almıştı.*3.
1980 Haziran başlarında Av. Haci Akyol işlerini, DİSK’in sendikal bölge müşavirliği için Diyarbakır’a taşımıştı. Fakat kısa bir süre sonra 12. Eylül 1980 Askeri Darbesi  ile birlikte tüm sendikalar kapatılmış, fakat sendikaların hukuki davaları devam etmekteydi. O da, Diyarbakır’da adli, sendikal ve siyasi davalarına hem bölge adliyelerinde hem de sıkıyönetim askeri mahkemelerinde bulunmuştu.*4. Haliyle bir avukat olarak ülkemizin hukuk alanındaki temel sorunlarına, devletin despotik idari uygulamalarına Diyarbakır mahkemelerinde fazlası ile tanık oldu.

Tekrar geriye dönüp, 1975 sonrası Malatya’da bazı yaşanmış birlikteliklere bakarsak, ilginç olaylara tanık oluruz. Av. Haci Akyol, büro ortakları Av. Kadir Akgüneş ve Av. Hasan Doğan’ın ve dostu Müh. Reşat Behçet vasıtası ile onların önceden tanıdığı, İstanbul DDKO İl Başkanı ünlü Kürd yurtseveri Necmettin Büyükkaya ile tanışmıştı. Bu tanışma sonrası da Av. Haci Akyol ve Necmettin Büyükkaya ile siyasi dostluğu gelişmişti. Necmettin Büyükkaya, o sıralar sevgili eşi Cemile Hanım ile Malatya’da kalıyordu.
Av. Haci Akyol çevresinde sevilen bir kişiliği vardı. Bölge Kürdlerinin ekonomik olarak orta halli, kırsal bir çevresinde yetişmiş, ilk yüksek tahsil görmüş unvanı ile çevresindeki köy gençleri tarafından gıpta ile bakılan örnek biriydi. O da, halkı tarafından sevildiğini bilen, bu nedenle sosyal ilişkilerine dikkat eden ve arkadaşları ile sürekli pek çok şeyini paylaşan, onlara karşı sorumluluk hissi taşıyan onurlu bir kişilik sahibiydi. Zaten yurtsever ve demokrat ve özverili bu siyasal kişiliğini üniversite yıllarında edinmişti.
Aynı dönem Malatya’da Av. Haci Akyol ve Yazıhan ve Arguvan köy kökenli arkadaşları ve fikren uzlaştıkları Necmettin Büyükkaya ile birlikte ortak düşünsel siyasal bir çalışma içine girmişlerdi.
Bu çevre 1975–80 yılları arasında Malatya merkezde, düşünsel alanda siyasi bir faaliyet zemini yaratmışlardı. Cezmi Kartay Caddesinde açtıkları “Yıldız Kitapevi” çevresinde bu yeni siyasi oluşum, bayağı çevre edindi. Daha sonra Av. Haci Akyol’un da desteği ile SHP’den 14 Kasım 1987’de 18. Dönem Malatya milletvekili seçilen Sayın İbrahim Aksoy, o yıllar aynı grupla ilgiliydi. O da bu siyasi çalışmalara manen ve madden desteğini vermişti.*5
Başarılı girişimlerinden sonra bu siyasal grup, Malatya’da “Bağımsızlar Grubu” olarak tanındı.
Bağımsızlar Gurubu’nun düşünsel politik tezleri: Kürd halkının özgürlük sorunları çerçevesinde sürdürülen demokratik talepler etrafında buluşan siyasi perspektiflere sahipti. Grup olarak henüz araştırmalarını yapan düşünsel bir çevre idiler. Politik bir hareket olmayı amaçlamışlardı.
1978 başlarında Av. Haci Akyol, işlerinin büyük bir kısmını Sivas’ta yürüttüğü ve o sıra Necmettin Büyükkaya da yurt dışına çıktığı için belli bir süre Bağımsızlar Grubunun siyasal çalışma ve arayışları kırsal alandaki gençlere kalmıştı. Grubun çalışmalarında: Yazıhan ve Arguvan köylerinde: Bedri Işık, Rıza Parlak, Mehmet Parlak, Abbas Parlak ve şehirde: Hatip Özer ve Yıldız Kitapevi’nin işlerine bakan: Ahmet Ercan ve İsmail Özdemir ilgiliydi.*6.
İki yıl sonra Av. Haci Akyol, Malatya ve Sivas’taki sendikal, siyasi ve adli hukuki avukatlık işlerini diğer avukat ortaklarına bırakıp, Diyarbakır’a taşındı. Artık evini Diyarbakır’a kurmuş olan Necmettin Büyükkaya ile dostluğu ve siyasi birlikteliği bu defa burada devam etmişti. Fakat bu dost siyasal ilişkiler, politik bir zeminde, bir türlü ete kemiğe bürünemedi.*7.

“KÜRD” HUKUK BÜROSU

Burada önem ile bahsedeceğimiz diğer konu, 12 Eylül 1980 Askeri Darbe sonrası Kürd avukatlarının ve Kürd siyasi parti ve gruplarının dayanışması sonucu Diyarbakır’da yaratılan ortak “Hukuk Bürosu” olayıdır.
Hukuk Bürosu fikri, Diyarbakır 5. No Askeri Cezaevi’nde o sıra Rizgarî davasından tutuklu Av. Ruşen Arslan ve Mümtaz Kotan’ın avukatları: Av. Şerafettin Kaya ile görüşmesinde oluşan bir milli hukuki projeydi. Anlatımlarına göre, üç dost yaptıkları bu cezaevi görüşmesinde; “tüm Kürd yurtseverlerinin davalarına bakacak bir Hukuk Bürosu kurulması” konusunda hem fikir olmuştular. Kürd Hukuk Mücadelesinde 1971-74 DDKO sürecinden beri Rizgarî grubunun başlattıkları Kürd hukuk mücadelesi geleneğini yine Av. Şerafettin Kaya’nın öncülüğü ile öne çıkardılar. Bu fikirlerini Diyarbakır Sıkıyönetim 5. Nolu Cezaevinde bulunan diğer parti ve örgütlere açtılar. Nitekim başta PKK ve diğer birçok parti ve gruplar ile görüş birliği oluşturdular.*8.

Gerçekten de hukuki alanda büyük bir boşluk vardı. Yaşanan 12 Eylül 1980 sonrası Askeri Darbe Yönetimi, Milli Birlik Konseyi tarafından Kürd tutsaklar sıkıyönetim mahkemelerinde fiilen müdafaasız bırakılmak isteniyordu. Sonuçta avukatlar, sadece adli davalara bakar olmuşlardı. Yaşanan askeri ve siyasi olaylarda avukatlar davalar almak istemiyorlardı. O sıra tüm Kürd illerinde, ona yakın avukat bu siyasi davalar ile ilgiliydi. Birçok Kürd siyasi sanık, kendini müdafaa edecek avukat dahi bulamıyordu. Kürd siyasi çevrelerin ve avukatların üzerinde oluşan sıkıyönetim askeri korku duvarının aşılması ve baskının kırılması gerekiyordu.
Nitekim Kürd siyasi çevrelerin işbirliği ile ortak Hukuk Bürosu, PKK Dava dosyalarından tanıdık, rahmetli Av. Mahmut Bilgili, Av. Şerafettin Kaya ve Av. Cemşit Bilek’in girişimi sonucu 29 Eylül 1980 günü Av. Mahmut Bilgili’nin avukatlık bürosunda kuruldu. 5. Nolu Cezaevinde tutuklu olan siyasi grupların müvekkilli olan bazı avukatları da, Şerafettin Kaya’nın ısrarı ve talebi üzerine Hukuk Bürosu’nda kimi kendiliğinden, kimi politik duyarlılıkla bilinçli olarak ortaklaşa çalışmaya başlamıştı. Hukuk Bürosu’nda, ilk etapta:  Av. Mahmut Bilgili, Av. Şerafettin Kaya, Av. Cemşit Bilek ile birlikte Av. Erdinç Uzunoğlu vardı.
Av. Haci Akyol, 1981 yılı başında, cezaevinde tutsak bulunan ve müdafi avukatı olduğu Av. Ruşen Arslan’ın anlatımıyla Hukuk Bürosu hakkında ilk bilgiyi almıştı. Nitekim Diyarbakır’da belli aralıklar ile görüştüğü Necmettin Büyükkaya’nın da fikrini de başvurarak, bu Hukuk Bürosu’na dahil olmuştu.*9.
Birçok Kürd siyasi grup davasından tanıdık, Av. Hüseyin Yıldırım ise, Av. Şerafettin Kaya’nın tutuklanmasından sonra, 1981 yılında bu Hukuk Bürosunda yer almıştı. Av. Hüseyin Yıldırım, Diyarbakır’a gelir gelmez, ortak Hukuk Bürosu’nun, hizmet adres yerini değiştirdi. Hukuk Bürosu’nun, Diyarbakır merkezde, Dört Yolda, Kent Oteli’nin yanı başındaki, Güçlü Pasajı 4. Katında daha geniş bir büroya taşınmasını sağlamıştı.
Kürd siyasi yapıların iç dayanışması ile Hukuk Bürosu, halk arasında oldukça popüler olmuştu. Bu oluşum kendiliğinden bir gelişme değildi! Bu hukuk kurumunun oluşumunda Kürd siyasi grupların çoğunun ileri görüşlülüğü vardı. Avukatların çoğu Hukuk Bürosu’na belli bir Kürd siyasi grubu tarafından önerilmişti. Hukuki dayanışmayı ve birliği, Kürdlerin hukuk alanındaki ilk milli ortaklığı olarak da yorumlayabiliriz. Birkaç Kürd siyasi grubu hariç, çoğu Kürd grupları bu hukuk bürosunda toplu dava dosyaları ile bir çatı altındaydılar. Kaldı ki, Hukuk Bürosunda yer almayan diğer her siyasi grup ve birey ile de ayrıca hukuki dayanışma ve birlikte çalışma hep süre gelmişti. Kürd ve Türk sol hareketler ve sivil kurumlar ile hukuki ilişkilerde bir ayrımcılık yapılmamıştı.
Hukuk Bürosu avukatlarının dışında ayrıca Diyarbakır Askeri Mahkemelerinde siyasi tutsaklara müdafi olarak iş alan; Av. Mustafa Özer, Av. Fethi Gümüş, Av. Süleyman Demirkapı, Av. Ahmet Karlı, Av. Mehmet Can. Av. Salih Sıtkı, Av. Yücel Önen, Av. Hüseyin Tayfun ve Av. Gülfer Güçlü vs. olmak üzere, ismini burada anımsayamadığım pek çok avukat vardı. Onlar da Hukuk Bürosu avukatları ile birlikte davalı olan siyasi şahıs ve grupların doğrudan hukuki savunucuları olmuşlar ve birçok davada birlikte hareket etmişlerdi.*10.
Tutsak sahipleri ile ilişkiler düzenlenmişti. Parası olan tutsak yakınlarından en fazla günümüz ederi ile 3. 000 TL gibi cüzi para sınırı getirilmişti. Diğer taraftan avukatlık ücreti parası olmayan tüm sanıklara, ücretsiz sahip çıkmıştılar. Sanık aileleri için Hukuk Bürosu artık yurtsever çevrelerin Diyarbakır’daki buluşma yeri olmuş idi. Ayrıca 1980 sonrası siyasi davaların avukatları, tutsakların sadece avukatları değillerdi. Onların evleri; yoksul tutsak dava takipçisi ailelerin evi, sofraları; tüm tutsak ailelerinin sofrasıydı. Hukuk alanındaki bu iç milli dayanışmalar, korkusuzca yapılan büyük özverilerdi. Diğer yanda mahkemelerde Kürd yurtseverlerinin düşüncelerine yandaş olmak avukatların mahkeme duruşmalarındaki iç hukuk mücadelesini de aşan yürekli direnişleriydi. Artık Kürdler, avukatsız halk değildi! *11.
Ortak oldukları hukuk bürolarında, geçmiş 1970-74 DDKO Davaları’ndan yetkinleşmiş Av. Şerafettin Kaya’nın tüm mahkemelerde tecrübe öncülüğüne herkes tanık olmuştu. Av. Şerafettin Kaya’nın ve Av. Haci Akyol’un Kürd sanık siyasi kesimlerin “T.C. Ceza Yasası’nda bulunan; 125, 168, 171-173, 141-142 vs maddelerinden” hukuki savunma şablonlarını hem avukatlar hem sanıklar için hazırlamışlardı. Bu girişimleri, yetkin bir hukukçu girişimiydi.*12.
Hukuk Bürosu avukatları duruşmalarda; Av Mahmut Bilgili, Av. Cemşit Bilek ve Av. Haci  Akyol ellerinden gelen en iyi hukukçu tavırlarını korkusuz dobra hitabetleri ile yapmıştılar. Av. Hüseyin Yıldırım savunmasını güçlendirmek için el altından kapalı dosya çalışma yöntemi dikkat çekiciydi. Devlete karşı bu hukukçu girişimler, dava avukatları ve sanıklarının anılarında dile getirilmişti. Aynı şekilde ortak Hukuk Bürosu ve Diyarbakır Barosuna iki fotokopi makinesinin temini, bölgede çalışan tüm avukatlar için büyük bir nimetti. Çünkü devletin adli kurumlarının dahi yaşanan dönemde kendi elinde olmayan, bu fotokopi makinelerinden faydalandığı biliniyordu. Devletinin araç-gereçteki bu geri konumu, müdafi avukatlar için mahkemelerde onlara artı bir avantaj sağlamıştı!

DİYARBAKIR 5. NOLU CEZAEVİ

12 Eylül 1980 Darbe günlerinden hemen sonra yerelde devlet kurumlarından başlatılan vahşet uygulamalarından biraz bahsedelim. Sonuçta olayların konusu yerelde Kürd Sorunu üzerinedir.
Kürd meselesi nedeniyle sorgulara alınan, işkencelerden geçirilen, hakkında dava açılan ve cezaevlerine konan yüz binlerce insan vardı. Darbeden kısa bir süre sonra Askeri Konsey Üyeleri: Kenan Evren ve MGK Üyeleri Diyarbakır Orduevi’ne gitmişlerdi. Devletin memurları olan Vali, Kaymakamlar, Hâkimler, Savcılar, Askeri Komutanlar, Emniyet Güçleri, Cezaevi Müdürleri vs. MGK’nun bu toplantısındaydılar. Askeri Konsey Üyeleri orada yaptıkları iç asayiş toplantısında kendilerini dinleyen bu görevlilere:
Bölücülük vatanı tehlikeye soktu, vatanın bekası tehlikede, hukuku unutun” dediler.
Bu konuşmada, Askeri Konsey Üyeleri orada toplantıda hazır kıta bulunan olağanüstü yargının hâkim ve savcılarına dönerek:
“Siz burada yargılama yapmıyorsunuz, ülkenin geleceği tehlike altında, ona göre davranmanız gerekir!” demiştiler.*13.
MGK bilgilendirme toplantısı ardından yerel devlet resmi görevlilerin başta Diyarbakır olmak üzere Kürd illerinde “vatandaşa” karşı ne kötülükler yaptığı da ortadaydı! Öyle ki, en başat ve korkunç misali; bu askeri konsey emri neticesinde 1980-84 yılları arasında sadece Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi’nde işkencelerde 34 kişi öldürülmüştü. Başta Diyarbakır olmak üzere tüm Kürd illerinde ve Türkiye metropollerinde askeri yönetim, inançlarından ve milli taleplerinden vazgeçmeleri maksadıyla devrimci ve yurtsever tutsaklara insanlık onurlarını kırmaya çalıştıkları akıllara gelmeyecek yöntemler ile işkenceler yapmışlardı. Sıkıyönetim askeri-sivil gözaltı ve ceza evinde bu nedenle “1983 tarihine kadar ölenlerin toplam sayısının 191 kişi olduğu kaydedilmişti.”*14.
12 Eylül Cezaevlerinde yaşanan işkence ve öldürme vahşet ve fecaatlerini daha sonraki yıllarda birçok yazar eserlerinde dünyadaki örnekleri ile mukayese ediyorlardı.
“Dünyada yaşanmış çeşitli cezaevleri deneyimleri vardır; Fransa’da; Bastille, Vietnam’da; Saygon Zindanları, İran’da; Evin Cezaevi, Polonya’da Yahudilerin toplu kıyıma uğratıldıkları Auschwitz toplama kampları gibi.”*15.
Kısacası, Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi, tutsak Kürdlerin, düşünsel olarak teslim alınması için onurlarını kırmak amacı ile her türlü işkencenin en zalimane yaşatıldığı insanlık dışı bir cezaeviydi. Bu ceza evinde kalmış, siyasi tutsak yazar Mesut Baştürk, ceza evinde yaşanan vahşeti şöyle anlatıyor:
Avlunun ortasında bir kapak vardı, içinden lağım akıyordu. Tek tek oraya indiriliyorduk, lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. Sıra dayağı zaten sıradandı. Kalaslarla, coplarla, demir çubuklarla durmadan vururlardı. ‘Dayak vaziyetine geç” dendi mi avuçlarını açıyordun. Makata cop sokma… Çırılçıplak soyuyorlardı, makatlarımıza sigara sokup ‘Sigara iç’ komutu veriyorlardı. Çoğu zaman da bir tutukluya başka bir tutukluya cop sokması için işkence ediyorlardı. Yine çırılçıplak soyup erkeklik organından havaya kaldırırlardı. İnsan olmanı unutturmak istiyorlardı.”*16.
Cezaevinde yaptırdığı işkenceler ile meşhur, Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi 1980 sonrası İç Güvenlik Amiri: Yüzbaşı Oktay Esat Yıldıran ilk cezaevine geldiğinde;
“Ben bir Kemalist subayım, öyle şeyler yaşayacaksınız ki toplumun içine çıkamayacaksınız!” demişti.*17.
Bu sözün ışığında Diyarbakır hücrelerinde insanların birbirine taciz, tecavüz ettirilmesi, işkence yapması görülür. O kadar kötü şeyler var ki… Kürt bilincini, kimliğini kırmaya çalışırken yapılanların Kürt olanı da insanlıktan çıkarma gibi bir sonucu vardı. Kısacası:
“İşkence metotları, Kürd’ün onurunu kırmak için onları öz’lerinden arındırmaya yönelik etnik kültürel soykırım uygulamalarıydı.”*18.

BİTMEYEN KAVGA

İşte cezaevlerinde işkenceler ve ölümler ile bu fecaatler yaşanır iken bir yanda tutsakların ölümcül direnişleri diğer yanda dışarıda yurtsever ve demokrat avukatların hukuk mücadelesi vardı. Fakat devlet boş durmamış, kendisine karşı gelişen hukuk direnişini yakından takip etmişti.
Oldukça başarılı çalışma sergileyen, halkın nezdinde; “Kürd Hukuk Bürosu” olarak bilinen büro avukatlarına kısa bir zaman sonra devlet saldırmaya başladı. İlk etapta devlet, hukukçularımıza, kendi özel metotları ile “mesleğini kötüye kullanma ve devlet kurumlarını rencide etmekten iddialar nedeniyle” onları gözaltına aldırıyordu. Gözaltına alınan avukatlara en ağır işkenceler ile sert gözdağı veriliyordu. Yapılan savcı sorgulamalarında devlet adına, tüm hukuk bürosu avukatları; örgütlerin üyeleri olarak suçlanıyor ve bu duruma; neden olarak tutsaklara, ücretsiz avukatlık yapmaları da, yargılanmalarına gerekçe olarak öne sürülüyordu. PKK dava dosyalarından mes’ul Av. Mahmut Bilgili ve daha sonra “Hukuk Bürosu”nun öncülüğünü yapan Av. Şerafettin Kaya ve PKK, DDKD ve Kawa Dava dosyalarına bakan Av. Hüseyin Yıldırım, yoğun işkence görmüş ve tutuklanmıştı. Kawa, PKK, KUK, DDKD ve benzer Kürd siyasi grup dava dosyalarına bakan Av. Erdinç Uzunoğlu birkaç defa gözetim altına alınmış, işkencelerden geçirilmiş fakat tutuklanmamıştı.-Yapılan mahkemelerde daha sonra beraat etmişti.
Tutuklanıp serbest bırakılan Av. Şerafetttin Kaya, ceza evinden çıktıktan sonra bizzat arkadaşı Av. Haci Akyol’un, ona Suriye sınırına kadar eşlik etmesi ile sınırı kaçak geçerek, Türkiye’yi terk etmişti. Ceza evinden çıkar çıkmaz Av. Mahmut Bilgili de aynı güzergâhtan yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştı.
Hukuk Bürosu ve tüm toplu siyasi davalar, bir yerde Av. Haci Akyol’a ve diğer avukatlara artık emanetti. Oluşan bu komplolara rağmen Hukuk Bürosu avukatları: Av. Cemşit Bilek, Av. Haci Akyol ve Av. Erdinç Uzunoğlu hiçbir yılgınlık göstermeden ve Hukuk Bürosu adına vekaletlerini üstlendikleri dava sanıklarını mağdur bırakmadılar. Davalarına bakmaya devam ettiler. Dışarıda avukatlara yapılan baskılar, cezaevlerinde yerini işkence vahşetlerine bırakıyordu.*19.
14. 04. 1982 yılında Suriye’den dönüşünden hemen sonra “özel bir sürek takip sonucu” Necmettin Büyükkaya, Diyarbakır sıkıyönetimi tarafından tutuklanmıştı. Beklenmeyen bu olaylar, düşün arkadaşı Av. Haci Akyol ile mevcut dostluk ilişkilerini, yeni bir biçime sokmuştu. Artık Necmettin Büyükkaya sanık, Av. Haci Akyol ise onun dava vekili idi.*20.

1980-84 yılları arasında Diyarbakır 5. Nolu Askeri Cezaevinde tüm tutsaklara aynı zamanda insanlık dışı işkenceler yaşatılmaktaydı. Tutsaklar müthiş direnişler ile kendilerini feda eden eylemlere girişmişlerdi. Onlarca tutsak bu protestolarda yaşamını kaybetti. Mahkemelerde de kararlar en ağır cezalar ile sonuçlanıyordu. 82 Kürd sanığın mahkemeleri idam kararı ile sonuçlanmıştı.
Av. Haci Akyol için onun en üzüldüğü olay bu dönem yaşanmıştı. Dostu ve siyasi olarak da yakınlık duyduğu arkadaşı, tutuklu bulunan Kürd yurtseveri Necmettin Büyükkaya, Diyarbakır 5. Nolu Cezaevinde vahşet ile yapılan işkenceler sonucu ağır darplar ile iç kanamalar geçirmiş, götürüldüğü askeri hastanede; 23. Ocak 1984 gecesi ölmüştü.
2012’de yayımlanan “E Tipi Hilton” Diyarbakır Zindanı” adlı kitabında, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevinde kendisine ve diğer mahkûmlara uygulanan insanlık dışı işkenceleri anlatan yazar İsa Tekin, Necmettin Büyükkaya’nın yaşadığı bir olaya tanıklığını şu şekilde anlatmıştı:
Bir gün cezaevi müdürü kapı mazgalını açtı. Necmettin Büyükkaya’yı çağırdı ve şöyle dedi.
“Seni araştırdım. Sen, bu cezaevini bozuyorsun, sen, orta doğunun en tehlikeli adamlarından birisin, senin kalemini kırdık, kendine dikkat et!”
Necmettin Büyükkaya, cezaevi iç güvenlik müdürünün sözünü kesti ve ona şöyle dedi:
-“Senin gibilerinin çocukları babalarının işkenceci olduklarını öğrendiklerinde hayatları boyunca vicdan azabı çekecekler. Ömür boyu sizden ve sizin çocuklarınız olduklarını düşündükçe kendilerinden nefret edecekler ama bizim çocuklarımız yaşam boyunca bizlerle gurur duyacaklar. Tarihin çarkını geriye çeviremezsiniz. Bu işkenceler bizi yıldıramaz, tehditleriniz bizi korkutamaz, biz bu yola baş koymuşuz!”
Konuşmasına devam ediyordu ki cezaevi iç güvenlik amiri mazgalı kapatıp gitti.”*21.

FEDA, DİRENİŞ VE GERİDE KALAN…

Baskıların yoğun yaşandığı bu süreçte, 1984’ün sonlarına doğru Hukuk Bürosu’nun geride kalan avukatları, büro konumunda çalışmayı bırakmanın ve birey olarak avukat olmanın uygun olacağı kararını verdiler. Geride kalan Av. Haci Akyol ve Av. Cemşit Bilek kişisel bürolarında Kürd siyasi grupların tüm dava dosyalarını ayırt etmeden yine cesurca bakar oldular. Siyasi davalarda bazı yeni ortak avukatları buldular.
Son yıllarda Hukuk Bürosu olarak yaşanılan en önemli olay, Av. Haci Akyol’un devlete karşı silahlı eylemlere katılmış bir PKK askeri üyesinin avukatı olarak davasına girmesi, hukuki alanda ilk girişimdi. Onun bu girişimi, özellikle devlet katında tüm şimşekleri üzerine çekmişti. Nitekim olay nedeniyle devletin ona yönelik özel saldırıları olmuştu.*22. Diğer yandan 1980 yılı itibariyle Sıkıyönetim davaları hemen hemen kalmamıştı.
“- Av. Haci Akyol’un Diyarbakır’dan 1988 yılında ayrılışına ne sebep olmuştu?” sorumuza onun büyük oğlu Basri Akyol şu yanıtı verdi:
Babam, Diyarbakır’daki siyasi sıkıyönetim askeri davaları bitince, avukatlığına adli davalar ile devam etmek istemedi. Şehir olarak Diyarbakır, ona, 12 Eylül 1980 Askeri Darbe sonrası yaşanmış olan vahşeti hatırlatıyordu. İşkence gören, öldürülen arkadaşları ve dostları hep gözüne geliyordu. Bu travmatik acı durumu artık her gün dillendiriyordu.1988 yılı itibariyle bu nedenler ile Diyarbakır’daki avukatlık mesleği çalışmalarına son verdi. Sonbaharda Mersin’e taşındık.*23.
Aslında Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri davalarından sonra Haci Akyol bir iki defa denemesine rağmen bir daha avukatlık yapmamıştı. Adli sorunlarla uğraşmayı istemiyordu. Daima halkına hizmet sunmayı arzuluyordu. Nitekim bu amacına, üç dönem Belediye Başkanlığını (1990-2004) yaptığı doğduğu topraklarda Yazıhan’da kavuşacaktı.
Velhasıl, geride nice yoksul Kürd halkını seven, onurlu Avukat Haci Akyolları bıraktık. Anıları ve mücadeleleri önünde saygı ile eğiliyorum.

Bahoz ŞAVATA
24.05.2020 / Malatya

DİP NOTLAR
* Bu makale, Avukat Haci Akyol’un ölümünün “1. Yıl Dönümü Anısına”, onun ile bu dönemleri yaşayan insanlar ile yapılan söyleşiler ve döneme dair belgelerin derlenmesi neticesinde tarafımdan kaleme alındı.
*1. Av. Hasan Doğan
*2. Anlatan Av. Hasan Doğan
*3. Anlatan Av. Mevlüt Türkdoğan  
*4. Anlatan Süleyman Akyol
*5. Anlatan İbrahim Aksoy
*6. Anlatan Mehmet Parlak
*7. Anlatan Bedri Işık
*8. Anlatanlar:  Av. Ruşen Arslan ve Av. Şerafettin Kaya
*9. Anlatan Av. Hüseyin Yıldırım
*10. Anlatanlar:  Av. Mustafa Özer ve Av. İbrahim Güçlü
*11. Anlatan Hukuk Bürosu Sekreteri: Sedat Tuncer
*12. Anlatan Kızı Berivan Akyol
*13. Bkz. https://t24.com.tr/…/celalettin-can-12-eylul- yargisi-diyarb…
*14. Bkz. www.memurlar.net/…/12-eylul-iddianamesinden-darbe-doneminde…
*15. Bkz. www.amazon.es/Esat-Polat-Azat-Mesut   
*16. Bkz. www.amazon.es/Esat-Polat-Azat-Mesut
*17. Age.Bkz.https://t24.com.tr/…/celalettin-can-12-eylul-yargisi-diyarb…
*18. Anlatan Av. Mustafa Özer
*19. Anlatan Haydar Geçilmez
*20. Anlatan Müh. Ali Buran
*21. Yazar; İsa Tekin, “E Tipi Hilton” Diyarbakır Zindanı
*22. Anlatan Av. Mustafa Özer
*23. Anlatan Av. Haci Akyol’un oğlu Basri Akyol.

Resim: Önde oturan: Kürd halkının yılmaz savunucusu, Derejan Așireti, Bakoslar kabilesinden, merhum Ayșe ve Kudret Hanımların sevgili eși, Basri, Berivan, Zeki, Serwan, Ciwan ve Siyabent‘in babası, muhterem yurtsever: Av. Haci Akyol.
Yanındakiler: En arkada: Yazar Dr. İsmail Beşikçi ve ortada yazar ve araştırmacı: Bahoz Şavata
Yer: Arkadaş Cafe, Malatya/2018-Temmuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir