Press "Enter" to skip to content

Alevi İnancın Tarihsel Oluşumu

Bazıları Aleviliği bir millete veya bir topluluğa mal ediyor. Bu tür yaklaşımlar yanlıştır. Her şeyi kendi doğasında ve inançsal sistematiği içinde incelemek gerekir.

İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için yaşamları boyunca genelde üç tip üretime girerler: maddi ihtiyaçlarının üretimi, kendi neslinin üretimi ve kuşakların üretim deneyimlerinde ortaya çıkardıkları kültürel hayatın üretimidir. Dinler de kültürel hayat üretim alanının eylemidir. Bu genel tarihsel manteliteyi verdikten sonra konuya girebiliriz.

Aleviliği Anadolu ve Horasan’daki Türk kabileler ile başlatanlara şunları hatırlatmak isterim: Türk soylu halkların medeni hayat geçmişleri MS 700 yüz yıla kadar oldukça geri üretim tarzlarına dayanırdı. Türk kabileler göçebe kültürlü toplumlardır. Göç ettikleri yerlerde eski Şamanist inançlarını terk etmiş, inanç olarak en fazla asimle olmuş bir kültüre sahip idiler. Eski “Türk” kabileleri göç ile MS 4. yüzyıl sonrası doğuda Altay dağlarından gelip yerleştikleri Doğu Aryan şehirlerinde; Semerkant, Buhara, Merv, Horasan (Bu günkü modern adı ile; Türkmenistan, Özbekistan) ve daha sonra Azerbaycan ve İran’da ilk defa yerleşik hayata geçmeye başlamışlardı. “Türk” kabileleri kendi inançları olmayan bir şehir kültürü olan Aryan soylu inançlar olan “Pagancılık, Zerdüştlük, Mazdekçilik ve Manicilik” gibi inançları ve yüz yıllar sonra da Yahudiliği, Hıristiyanlığı, İslamiyeti ve Aleviliği Ön Asya topraklarında öğrenmeye başlamışlardı. Becerileri ile de bölge dinlerinin temsilinde zamanla güçlü yerlere sahip olmuşlardı.

İslamiyet sonrası daha çok 7. yüz yılda Zagros dağlarında oluşmaya başlayan bu dinlerden bölgenin bir inanç kültürü olan Aleviliğin gelişimine bakarsak, günümüzde bu inanç; Reya Haq, Yarasen / Enel Haq, Ezidi, Şebek, Kızılbaş, Alevi; Bektaşi, Nuseyri, Abdal vs. çeşitli adlar ile bilinir. Alevilik dini bir kültür olarak ancak dünya kadim medeniyetinin yükseldiği Mezopotamya topraklarında doğabilir ve gelişebilirdi. Din olarak Alevilik, Sünnilik ve Şiilikten farklı görünümü ve derin inanç ayrılığına rağmen daha çok bölgenin Mazdakçı, Manici ve Ateşperest Zerdüşti ve Şemsci inançlarından beslenmiş olduğu görülür. Yine daha az Yahudilik ve Hristiyanlık ve İslamiyet gibi inançlarından kısmen etkilenmiştir. Bölgesellik üzerinden de Alevi ritülleri ve inancı ile kadim dinler ve halkların kültürleri arasında da ortak benzerlikler vardır. Zaten bütün dinler veya inançlar daha çok birbirlerinden beslenerek oluşmuşlardır. Alevilikte de olan bu senkretik (Eski ve yeniyi bağdaştırıcı) ve heteroks (Karmaşık) inançsal kültürel görünüm Hindui ve Ön Asya coğrafyasının Akdeniz havzasına uzanan topraklarda fazlası ile bizlere dinler arası ortak örnekler sunar. Hemen her yerde her dinin tapınak toprağı bir önceki dinin tapınak toprağıdır. Alevilik bu bakımdan bölgenin inançsal kültürel birikiminin tapınaksız bir inanç misalidir. Şehir kökenli olmasına rağmen diğer dinler tarafından gördüğü baskı ve zulümler nedeni ile dağlara kendi medeniyetini taşımış güçlü bir inançtır. Onların öncüleri Súfiler hep dağlara çekilmiştir. Çeşitli baskılar sonucu bu sufilerin ardılları Dede ve Pirlere de bu dağlar hep zorunlu mekan olmuştur! Günümüzdeki Alevi dağ köylerinde ki geleneksel yaşamda dahi Alevilerin kadim bu şehirli kültürü hala kendini korur.

Nitekim Alevilik bu bakımdan dünyada yaşanan dönemin en medeni ve en zengin dini kültürün yükseldiği coğrafya olan Orta Mezopotamya’da İslamiyet sonrası öncelikle MS 7. yüz yılda bölgenin en büyük dağ kuşağı olan Zağros Dağlarında doğar. Anlaşıldığı kadarıyla bölgede eski Mecusi kökenli İslam’a muhalif Kürt ve Fars soylu din alimleri Mobed ve Magiler, Hz. Ali taraftarı bir kesim ile Şii veya Aleviliğin öncüleri olmuşlardı. Bilindiği üzere bu dönemde pek çok Mecusi / Zerdüşti din adamı İslami kimlik altında kendini saklıyordu. Bunlarla Şiilikten ayrılan Batıni ve Sûfi inançlı yapılar Aleviliğin temelini atmışlardı, diyebiliriz.

En genel kabul görmüş adı ile Aleviliğin bu doğum ve oluşum döneminde de henüz Türk toplulukları bu coğrafyada yaşamıyordu. Türk kabileler, Orta Asya’dan, Ön Asya’nın kuzey ve doğu hudutlarına bu günkü adı ile Türkmenistan’a, Özbekistan’a ve kısmen Azerbaycan’a henüz yeni yerleşebilmişti.

Buralarda Manici ve Mazdekçi Mecusi inançları benimsemeye başlamışlardı. Zağros dağlarının batı ve doğu yakasındaki; Bağdat, Necef, Kirmanşah, Loristan ve Hemadan coğrafyasında yaşayan halkların (Arap, Kürt, Fars) aydınları olan;  Alevi Súfileri, Alevi inancını hem Ön Asya’ya yayarlar, hem inançlarını gittikleri yerlerde zenginleştirerek geliştirirlerdi. Her bölgede bu inancı reformize eder ve yenilerler. Böylece bu inanç, Ön Asya’da yaşayan diğer halklarda da ilgi görmüş ve taraftar kazanmıştı. Nitekim Alevilik her bölgede farklı görünümlere sahip olmuştur.

Yukarı Fırat Nehrinin batısında gelişen Kürd Reaya Haq Aleviliği, MS 9. yy da Abbasi İslami güçlerin artan baskıları sonucu oluşur. Zağroslarda ve Şengal bölgesinde yaşayan Yaresan ve Ezidi inançlı Kürdler, Abbasilerin artan saldırı ve baskılarından Bizans İmparatorluğunun denetiminde kalan eski Batı Medya Batı Fırat boylarındaki topraklara yerleşirler. Hatta Abbasilerin benzer baskıları sonucu MS 850’lerde günümüz İran denetiminde kalan; Isfahan, Cürcân, Azerbaycan, Hemedan ve Rey bölgesi Ebû Mûslim Horasani  taraftarı Hurremi ve Babeki Kürd Alevileri de Batı Fırat boylarına sığınmıştı. *Bkz. Yarshater, Ehsan. 1983. The Cambridge history of Iran, volume 2. P.1008

Bu bakımdan Türk soylu Aleviliğin oluşumu bölgede MS 10. yüz yıl Büyük Selçuklular dönemi ve daha çok da MS 13. yüz yıl Moğol istilası sonrası (İlhanlılar ve Timur Dönemi vs.) görünümlüdür. Yani bölgenin kadim halklarından sonra Türk kabilelerin Aleviliğe bir biçimde sonradan katılımları bulunmaktadır. Fakat günümüzde “Anadolu Aleviliği” denilen, Kayseri’nin batısında bugünkü adı ile İç Anadolu’da oluşan Alevilik, önce Babai Sûfilerin ve sonra Rumi Erenlerin daha sonra Bektaşi ve Çelebilerin öncülüğünde yerel devletlerin denetiminde MS 10. ve 16 yüz yıllar sonrası gelişir. Türklerin kendi kültürel edebi deyiş motifleri ile de zenginleştirilir.

Kürdistan Yukarı Fırat Nehrinin daha çok Batı boylarında Kürt Aleviler yerleşiktir. Kürd Alevileri, MS 7. yüz yıl sonrası daha çok Kürt soylu Reya Haq/Enal Hak (Hak Yolu) ocakları vasıtası ile Anadolu Aleviliğinden ayrı bir çizgide gelişirler. Fakat Ön Asya’da ki Zağroslara yaslanan Kürt soylu Alevi ocakları da, Babai ve Enel Hak/Yaresan Sûfi ve dervişlerin inançsal ritüellerini yaşatmışlardır. Özellikle Yaresanların 16. yüz yılda kaleme aldıkları ve Aleviliğe dair eski bilgileri topladıkları “Serencam” ve diğer yazılı kaynaklar da Dersim merkezli Kürt Alevi ocakların bu ortaklıklarını doğrular. Daha sonra Kuzey Kürdistan’da ki Kürt soylu Alevi ocakları dinsel görünümü ile 16. Yüz yılda Osmanlı Devleti’ne bağlı Çemişgezek / Dersim Ocak (Özerk) Beyliğine bağlı olarak şekillenirler. Kürt Alevi / Reya Haq ocaklarına hala Dersim Pirleri öncülük eder. Bu nedenle Kürt Alevi ocakları, İran Şiiliği veya Erdebil Dergahı ile yollarını bu dönem ayırır. Nitekim bu siyasal tavır Kürt Alevileri, Şii olmaktan alı koymuştur. Oysa İran yönetiminde kalan Erdalan Beyliği ve Mandalli Kürd Alevilerin çoğu zamanla Şii olmuştur.

Şu halde dahi Kuzey Kürdistan’da ki Dersim Reya Haq / Kızılbaş Alevi ocakları hala Adıyaman, Elbistan, Malatya, Elazığ ve Dersim Alevi ocakları için dergâh konumunu korur.

Bahoz ŞAVATA

Güncelleme:24.10. 2018
Resim: Hallacı Mansur’un İdamı.

Brooklyn_Museum_The_Execution_of_Mansur_Hallaj_From_the_Warren_Hastings_Album,

  1. Ali BURAN Ali BURAN

    Sevgili Bahoz önce ellerine sağlık. Ancak dikkatimi çeken (Alevi ile Kızıl baş Ve Kürt Alevi, Arap ve Türk Alevi arasındaki kısaca özellik tam algılayamadım)
    Sağlıkla sevgi ile kalın başarıların devamını dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir