Press "Enter" to skip to content

ANTİK DÖNEMDE KUZEY BATI FIRAT MELETÎ-MALATYA


Yukarı Fırat havzasında doğu-batı arasında ticari geçiş güzergâhında kalan Meletî / Malatya  zirai ve tarımsal ürünleri ile de kendi zahiresini üreten önemli tarihi şehirlerinden biridir.

Tarihsel Kültepe (Kayseri) kayıtlarında Bronz Çağında Malatya bölgesi “İşuva” olarak tanımlanırken Demir Çağında Malatya merkezi ilk şehir oluşumu kabul edilen Orduzu semtindeki Arslantepe örgen yeri, Hitit-Mitanni çağında Ariyaca dilde “Bal/Tatlı” “Bal gibi tatlı meyveler” anlamına gelen şehir isimleri ile bilinirdi. Bu isimler telaffuz olarak Ariyaca kökenli Hitit Nesice dilinde: “Milit, Malida ve Melidu” olarak bilinir. “Kelime olarak “miliddu, maliddu-, meliddu” Türkçesi: 1.tatlı meyve (bal), 2. hoş (ruh hali veya tanrının bir ifadesi şeklindedir.” *Bkz. The Hitit Dictionary of the oriental institute of the university of chicago “milit ve miluddu/maliddu” maddesi, Sayfa.250-251.

https://oi.uchicago.edu/sites/oi.uchicago.edu/files/uploads/shared/docs/chd_l-n.pdf

Orta Dönem Asur İmparatorluk devri vesikalarında ise Hitit isimlendirme korunmuş fakat telaffuzda farklılık vardır. Asurice; “Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia” olarak geçmektedir.

Roma kaynaklarında da Malatya adı, “Melitene” şeklinde kullanılır. Yunanlı coğrafyacı ve tarihçi Strabon (MÖ 58- MS 21) Malatya’yı sürekli “Melitene” adı ile zikretmiştir. Malatya’yı kuzeyde yer alan “Kataonia” ile Fırat Nehri arasında Kommagene sınırında Kapadokya Krallığı’nın (MÖ 280-212) on valiliğinden birisi olarak gösterir. Ona göre Melitene, doğusunda yer alan Sophene’nin (takriben bugünkü Harput/Elazığ ile Fırat Nehri arasındaki bölgeyi ifade eder) karşısında kurulmuş bir eyalet olduğu kadar kentleri bulunmayan bir bölgenin adıdır. Strabon’a göre bu yöre; “üzüm ve meyve ağaçlarıyla bezenmiş, Kapadokya’da bir benzeri bulunmayan tek yerdir.

Araplar tarafından, kadim şekline yakın bir imla ile “Malatiyye” adıyla anılmaya başlanacaktır. Günümüz Kürdlerihala atalarının “Meletî” adını kullanmaktadır. “Meletî” adı telaffuzu Hurriler ile Ariya kültürlü halkların melez kültürel görünümüne sahip Urartu telaffuzu: Melitea/Meléti ile aynıdır. “Meletî” adı, Kürdlerin bölgedeki ataları Mitannilersonrası değişmez adı olmuştur.Günümüzde resmi olarak kullanılan “Malatya” adı ise; Türkçeleştirilmiş bir telaffuz dur.

****

Malatya, insanların göç ve ticaret yolları, göçerlerin ya da tüccarların önlerindeki dağları ve güçlü nehirleri ekarte eden yollar üzerine kuruluydu. Malatya coğrafya olarak birçok yol ağına sahipti. Kuzey doğudan gelen Fırat Nehri’nin ana kollarını güneyine alan, Arapgir-Kemah hattında; Erzincan, Trabzon veya Erzurum’a ulaşılırdı. Şehrin doğudan Harput / Elazığ’a giden yol üzerinde Fırat Nehri’nin darlaşan Kömri /Kömürhan Boğazı üzerinde kurulan asma köprü ile veya aynı boğaz önündeki yayvan, akıntı debisi düşük nehir göledinden kelek ve sandal geçişleri ile ünlü İpek Yolu vardı. Malatya’dan batıya açılan hat yine Tohma Nehri boyunca Kayseri üstü sağlanıyordu. Güneyden Semsur/Adıyaman–Antep–Kargamış (Suriye) ve Halep veya güney doğudan Urfa-Harran üzeri Suriye ve Babil’e iniliyordu. Özellikle Kargamış’tan sonra Babil-Bağdat’a kadar Fırat nehri üzerinden sallarla gidilebiliyordu.

Malatya’nın antik demografik geçmişinde sırasal önceliği bakımından, MÖ 4000 sonrası soyları bilinmeyen ve kültürleri tanımlanmayan Hattiler ve aynı döneme yakın Kafkas kültürlü olduğu sanılan Hurriler bölgenin ilk yerleşimcileri görünür. MÖ 23. yy sonrası bazı zaman aralıklarında bölgede ticari ve siyasi kimlikleri ile görülen Sami kültürel soylu Akadlar-Aramiler-Asurlular ve İbraniler daha çok şehirlerde ticaret kolonileri ile görülmüşlerdi. MÖ 18. yy sonrası ise Kafkas Aryan soylu bilinen Hititler ve MÖ 16. yy sonrası günümüz Kürdleri ile ortak kültüre sahip onların ataları Doğu Aryan soylu Mitanni ve Hurri kabilelerinin ortaklaşa Mitanni, Kizzuwatna, İşuwa ve Urartu gibi devletleri bölgede oluştu. 

MÖ 12. yy sonrası batıdan göç ile gelen tarihte “Ege Deniz ve Trak Kavimleri” olarak bilinen; Grek ve Frig (Brig) soylu Ermeni kabileleri özellikle Hitit ve Mitanni devletlerini gerilettiler. Zamanla bölgeye yerleştiler. MÖ 11. yy sonrası “Ege Deniz ve Trak Kavimleri istilalarından batıdan kaçan Hitit, Mitanni bakiyesi topluluklar Meletî ve İşuwa bölgesine yerleştiler. Nitekim Hitit’den kopmuş Meletî Şehir Devleti bu dönemde oluştu. Meletî Şehir Devleti uzun yıllar bölgenin güçlü devletleri Asur ve Urartu arasında tampon bir konumda kaldı. Meleti Devleti bölgesel ilişkilerinde ekseri kendine kültürel olarak yakın bulduğu bölge şehir devletleri ve Urartu Devleti ile işbirliği yapmıştı. Nitekim Urartu hegomanyasını bize en iyi anlatan onlardan kalma İzol Yazıtı’dır.

Asurlar tarafından “Gi-mir-a-a olarak bilinen, MÖ 9. yy sonrası Kafkasya üstü gelip, bölgede istilacı-talancı olup fakat yerleşik olmayan Kimmer-İskit kabileleri geçici bir egemenlik sürerler. Aynı yerlerde MÖ 6. yy sonrası yerleşik yaşama geçen Kürdlerin oluşumunda yer almış ve ataları sayılan: İrani Doğu Aryan kültürlü Med- Pers-Part vs. kabilelerin egemenlikleri bölgede sırası ile gelişir. Medler bölgenin kuzeyinde ve Fırat nehrinin batısında yerleşik bir süreci yaşamasından sonra onların yönetimini devralan Pers Kral Keyhüsrev/Kiros döneminde, daha önce Malatya hakimiyetini elinde bulunduran  Babil’i MÖ 539 da  ortadan kaldırır. Persler, kısa zamanda Ege kıyılarına kadar tüm Anadolu’yu kendine katar. Nitekim bu süreçte Anadolu’da eyaletler kuran Pers İmparatorluğu, Malatya şehrini eyalet haline getirdiği Kayseri‘ye bağlar. Kapadokya’nın bir parçası yapar. Artık Malatya, Kayseri Eyalet merkezli bir iç şehirdir. Fakat Perslerin ünlü “Kraliyet Yolu” üzerinde yer alması nedeniyle Batı-doğu arasındaki ticaret kapısı ve askeri stratejik rolünü ise korur.

MÖ 4. yy sonrası Batı Aryan topluluklar: Büyük İskender’in tüm doğuyu; Medya ve Persiya’yı fethinden sonra Makedon-Yunan karması Selefkoslar, iki asır gibi uzun bir süre bölgeyi Antakya merkezli yönetir.

MÖ 60 sonrası ise Roma İmparatorluğu bölgede kısmen şehir ve garnizon görünümlü yerleşik olur. Selefkoslar zamanında batıda Kapodokya’yı da içine alan, Kürdlerin baskın kültürel ataları Med soylu kabilelerin mahiyeti nedeniyle, Selefkoslar sonrası Medlilerin ağırlıklı konumlanmaları nedeniyle “Büyük Medya” olarak bilinen bölge coğrafyası, Roma döneminde Persliler ve Ermeniler ile anılır. Roma egemenliği milat sonrası ekseri doğuda Dicle Nehri havzasına ve güneyde Yukarı Mezopotamya ve Suriye topraklarına hakim olur. Yukarı Fırat ve Dicle coğrafyasında Kürdler, Roma yönetimi tarafından resmi yazışmalarda ve tarihi anlatımlarda “Persli” veya “Gurd/Gard” olarak tanımlanmıştır. Aynı tanım milat öncesi henüz Roma denetimine girmeyen şehir devletleri olan Pontos Anzelani (Amasya-Tokat- Zile)Kapodokya (Kayseri), Kommagene (Semsur), Sophene (Harput-Palu), İşuwa vs. devlet yöneticilerince de yapılmıştır.  

Bu devlet yöneticileri kendilerini Medopers yönetici sülalesi olan Kral Keyhüsrev’in soyundan olan “Keyani” unvanı ile tanıtmıştır. Ateşperesti ve pagan inançlarını yine bu Doğu Aryan kültürlü geçmiş ile yaşamışlardır. Nitekim bu yerlerdeki kültürel örgen de Doğu Aryan Medopers kültürü özelliklerini taşır.

Antik dönem boyunca bölge halklarının ve siyasal oluşumların en önemsediği pozisyon dini inançlarındaki muhafazakâr konumlarıdır. Fırat Nehrinin batısında yer alan yerleşkelerin doğudan ve güneyden doğal korunaklara sahip oluşu, önemli bir siyasal rol oynamıştır. Özellikle bu yerleşkeler, doğudan kaçıp, Fırat nehrinin batısındaki coğrafyaya yerleşen muhalif dini grupların iltica bölgesi konumunu gösterir. Bu durum bölgede; çok tanrılı farklı dini inancı olan toplulukların bir arada yaşadığı karmaşık demografik yapıyı çıkarmıştır. Biraz gerilere gidersek Kürdlerin Aryan soylu ataları: Mitanniler, Medler, Persler vs. Tanrı Mitra, Nasatya, İndra vs. Reenkarnasyon (Ruh Göçü), Ateşperesti ortak inançları ve Kast sistemli soyları ile yer alırlar. Yine Kürdlerin soyca ataları Mitanni-Med-Pers-Part vs Doğu Aryan soylu kabilelerin bölgedeki baskın yaşamı sonrası; dini tapınaklar yerine, tanrı heykelleri, ateşgahlar ve sessizlik kuleleri ile bilinen Ateşperesti Mitracı ve Magici dinin(Mecusilik) antik bu kültürel görünümü özellikle MÖ 5. yy sonrası net görülmektedir.

Mezar kültürü olmayan ateşperesti dinde; ölüler yakılmış, doğal sessizlik mağaralarına bu küller atılmış veya ölü külü, saksılar içinde bir yerlere gömülmüştür. -En büyük ölü kemik ve kül mağarası Eski Malatya yerleşiminin güneyinde Orduzu/Arduzu semti bölgesindeki; küçük volkanik ağızlı, birkaç kapısı olan tepedeki mağaradır. *Bu mevki günümüzde Büyükşehir Belediyesinin “Çöp Dönüştürme Tesisleri” giderken şehrin Orduzu Pınarbaşı Tesislerinde hemen sonra gelen, Elazığ yolunun solunda kalan volkanik tepe görünümlü yerdir.

Doğu Aryan kültürel Ateşperesti ve çok tanrılı dini görünüme en iyi örnek bölgedeki Kommagene Devleti’nin Nemrut Tapınağı (Timlesé Bélî) örgenidir. Kommagene Kralı I. Antiakos (MÖ 86-68), 2150 metre rakımlı Bélî Dağı’nın doruğuna inşa ettiği tanrılar tapınağında bölgesindeki dinler arasında birliğin ve dayanışmanın oluşmasını gözetmiştir. Soyunun Perslere ve Makedonlara dayandığını ve bölgesinde birçok farklı kültürden halkının olduğunu belirtmiş, onlara hep birlikte tanrılarına şükranlarını sunacağı ortak bir Hac Merkezi inşa etmiştir. Nitekim bölge halklarının ünlü dini tanrıları: Apollon, Mithra, Helios, Hermes, Baal, Kommagene’nin bereket tanrıçası Tyche-Fortuna, baş tanrı Zeus, Oromasdes, Kral Antiochos, Herakles, Ares heykelleri Timlesé Bélî de (Nemrut Tapınağında) yer almıştır. Bu bakımdan Béli Tapınağı, dinler arası barış, saygı ve hoşgörünün dünyadaki en önemli ilk dini abidelerinden biridir. *“Timlesé Bélî”,  bu gün resmi olarak kullanılan “Nemrut Tapınağı” adının, Kürdçe dildeki yerel adıdır. Bu tapınak Kommegene uygarlığına aittir. Krallarının “Nemrud” unvanını kullanan Asur veya Babil soylu Sami uygarlıklar ile hiçbir alakası yoktur. “Nemrut Tapınağı” adı hatalıdır. Düzeltilmesi zorunludur!

Genelde Malatya’daki toplulukların antik dönem yaşam görünümlerinde günümüz Arapların ataları sayılan Sami soylu topluluklar Anti-Torosların güney sırtlarına yakın ovalarda ve çöllerde yerleşik yaşam kurmuşlardır. Toros Dağlarının kuzeyine soğuk iklim nedeniyle yerleşik yaşam kurmamışlar. Malum, her ırkın alışık olduğu bir de yaşam coğrafyası var! Sami soylu topluluklar, Anti Toros dağlarının kuzeyinde kalan bölgelerde bu nedenle ticari ve siyasi hegomonik ilişkileri tercih etmişlerdir. İşgal sonrası kurdukları askeri garnizon yerleşimler de, bu politikalarını sürdürmeye yetmemiştir.

Malatya’da görülen ilk yerleşikler: Hattiler, Hititler, Mitanniler- Hurriler ve Urartu Hurrileri, doğudan İran üstü gelen; Med, Pers ve Part Aryan kabileleri tarafından asimle edilir, bölgede genelde melez bir Kürd oluşumu MÖ 5. yy sonrası gelişir. 

Büyük İskender ve Selefkoslar ile kısmen Batı Aryan; Yunan ve Makedon Helenistik Kültür ile tanışan bölgedeki şehir alanları özellikle MS 72 de Roma egemenliği sonrası yine şehir merkezli Hıristiyan dini kültür ile de özellikle bölgede ilk Hıristiyan topluluklar olan Arami Süryanilerin ve Ermenilerin Hıristiyanlık dinini benimsemesi sonrası tanışır. MS 43 yıllarında Kenan da (İsrail), Roma İmparatorluğunun zulmünden kaçan Hıristiyanların sığındığı yerler Anti Toros Dağları, Malatya’da ise Yazıhan ilçesinin 10 km batısında yer alan, eski İpek Yolu üzerindeki Ansır Mağaraları ve daha batıda Kapodokya bölgesidir. Malatya halkı Ansır Mağaralarına ve Kürecik-Elbistan dağlık hattına yerleşen “Kaçkın Hıristiyanlar” vasıtası ile Hıristiyanlığı ilk defa tanımış olmaları büyük olasılıktır.

Doğu Roma İmparatorluğu Hıristiyanlık dinini resmen benimsedikten sonra Hıristiyanlık dinine ait birçok kilise ve manastır eski pagan dini tapınak yerlerinde kurulmaya Doğu Roma Kralı I. Jüstinyen zamanında yapılır. Bölgede genelde dini olarak Mitracı olarak yer alan yerleşik olan Kürdlerin bir kısmının Hıristiyan olması yine bu dönemde gelişmiştir. Özellikle güncel dilde Hıristiyan kutsallarının Kürdçe ve Ermenice-Rumca hibrid (ortak-melez) adlar ve şahıs isimlerinin hala kullanıyor olması bu durumu izah eder. Örneğin: Çarmıxtı, Dérmesih, Kernek, Aspuzu, Adafı, Barguzu, Arduzu, Çarmuzu, Mikail, Aziz, Bedros, Betül, Nivit, Meryem, Alté, vs. gibi.

Genelde Malatya, İslamiyet öncesi Aryan kültürel soylu toplulukların yerleşkesi olmuştur. Bölgedeki antik döneme ait arkeolojik kalıntılar da Malatya şehrindeki Aryan soylu kültürel görünümü bu genellememizi doğrular. Başat arkeolojik eserler daha çok aryan kültürlü toplulukların eseridir. Üretimde kast sistemi meslek itibari olarak görünür. Bölgenin kadim halkları: Hititler ve Huriler ziraat ile uğraşmış, kilden ve bakırdan kap-kacak yapmışlardır. Kürdlerin yerleşikleri; bahçeci ve ziraatla uğraşmış, ticaret yapmış, taşımacılık ve kervancılık yapmışlardır. Kürd göçerleri; hayvancılık ile uğraşmıştır. Genelde madencilik meslekleri ile tanınan Ermeniler ise: madenci, demir ve taş ustası, marangoz. vs. işlerinde görülmektedir.

Bahoz ŞAVATA

Güncelleme: 06.05.2019 / Meletî


Resim: Eski Malatya Kalesi. Roma İmparatorluğu tarafından MS 79 sonrası Lejyon karargahı olarak yapılmaya başlamış, artan Roma-Part ve Sasani savaşları ile zamanla geliştirilmiş bir kaledir.

Malatya şehri, Arslantepe’den sonra bu kale çevresinde şekillenmiştir. Eski Malatya günümüzde Battalgazi ilçesinde yer almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir