Press "Enter" to skip to content

GUNDÉŞAPUR

Ariyaca dilde; “Şahın oğlu” manasında; “xšāyaθiyahyā-puθra”- ve Manici kaynaklarda “Şahbuhr” olarak bilinen “Büyük Şâpûr” (MS 224-242), Sasan İmparatorluğu’nun I. Ardaşirin oğlu ve İmparatorluğun ikinci Şahinşahı’ydı (Kralların kralı).  I. Şâpûr (MS 240-272) babasının sağlığında ortak hükümdar ilân edildi ve babasının ölümü üzerine müstakil hükümdar olarak tahta çıktı.

Şah I. Şâpûr ileri görüşlü fikirlerine rağmen, bölgenin makus talihini yenemedi. Tıpkı ataları gibi verimli Mezopotamya toprakları için Romalılar ile o da savaşmak zorunda kaldı. Roma ile sürekli mücadele halinde olan I. Şâpûr, 256 yılında Roma topraklarına girdi ve Barbalissus’ta (Bâlis) yapılan savaşı kazandı. Bu savaşta Antakya, Nusaybin ve Urfa’dan getirdiği ganimet ve esirlerle birlikte Suriye’deki Süryani din adamları, sanatçılar, öğretim görevlileri ve bilginlerden oluşan kalabalık bir grubu Hûzistan bölgesinde kurduğu Gundéşapur şehrine yerleştirdi. Dünyanın her tarafından ilim ve dini otoriteleri Gundéşapur şehrine davet etti ve onlara burada yer verdi. Burada kurduğu akademi ile düşüncelerini hayata geçirecek ve hayatı kolaylaştıracak ileri dünya medeniyetini yaratmaya çalıştı. Şah I. Şapur’un yoğun gelişme planları vardı. Birçok şehir kurdu. Kurduğu şehirler: “Gundéşapur, Bişapur ve Nişabur” onun ismiyle çağrıldı. Bunların bir kısmına Roma topraklarından zorla getirilen esirler ve göçen muhalifler yerleşti. Bunlara Sassani yönetimi altında inançlarını özgürce yaşayan Hıristiyanlar da dahildi.

Gundéşapur, Sassani İmparatorluğu’nun Hûzistan eyaletinde, Kâzerûn yakınlarında Sûs ile Hemedan şehirlerini birbirine bağlayan yol üzerinde ve bir Part kalesi bulunan eski bir yerleşim yeriydi. (MS 256-60 ) * Bkz. Frye, Richard Nelson (1975a). The Golden Age of Persia. London: Weidenfeld & Nicolson.  Yeni Gondēšāpur, Dezful Nehrinden beslenen kanallarla çevresinde geniş tarım arazileri olan cağ sistemli şehir mimarisi ve Roma üslubu surlar ile çevrili bir kent idi. İsim olarak “Şapurun Köyü” anlamına gelen Ariyaca kökenli bu “Gondēšāpūr“ adı daha sonraki dönemlerde herkesin kendine göre çağırdığı yeni bir çok isim ile tanınmıştı. Bu adlar; “Şapur/Şabur” veya Gund-dēz-i Şarp”, “Şapur Askeri Kalesi ” veya “Weh-Andiyok-Shāpūr,” Better-than- dan Shapur Antakyası” ve Arapça’da “Cündîsâbûr” vs. bilinirdi.           

Asla din adamlarının kontrolü altında olmayan Şah I. Şapur, imparatorluğundaki bütün dinlerin temsilcileri için en iyi resepsiyonu sağlayan, özellikle hoşgörülü biri olarak görülüyordu. Onun bu din politikası Romanın iç çelişkilerinden faydalanması ve imparatorluğunun ileri medeniyetin yaşaması üzerine de kuruluydu.

Tersinden benzer bir politikayı Doğu Roma İmparatorluğu da Sasani muhalifi Ermenilere ve Zerdüşt dini muhalifi Kürd Mitracılara, Zervanistlere, Manicilere, Şemscilere daha ileri dönemlerde; Mazdekçilere, Zindukilere, İslami dönemde; Yarsanlara, Hurremilere, Ezidilere ve Işıkçılara (Alevilere) yakınlık politikaları uygulamıştı. Roma yönetimi bu grupların özellikle Fırat Nehrinin batısındaki yerleşimlerine kolaylık sağlamıştı. Harran, Nuseybin, Urfa, Amed, Mardin, Musul, Erbil, Laleş vs. gibi yerlerdeki dini ibadethalerine izin vermişti.

Şah I. Şapur da, Sasani topraklarında Hıristiyan din adamlarına kiliseler inşa etmelerine izin vermişti. Yönetimi altındaki tüm Eski Medya topraklarında bulunan şehirlerde bu gruplar ve Roma muhalifi dini gruplar özgürce ibadethanelerini açmışlardı. Ayrıca, Şah I. Şapur Yahudi dini geleneğine de önem verirdi. Yahudi cemaati ile iyi ilişkileri vardı. I. Şapur ayrıca bir Babilon hahamı olan Neherdea’lı Samuel‘le arkadaşlık kurdu. Bu arkadaşlık Yahudiler için bir avantajdı ve kendilerine karşı uygulanan baskıcı kanunlardan bir mühlet rahatlamalarını sağlamıştı. Birçok kez Şah I. Şapur’dan Yahudi kaynaklarında “Kral Şabur” anlamına gelen “Şabur Malka” olarak anıldığı Yahudilerin kutsal kitabı “Talmud‘da da bahsedilir. Yahudi kaynakları onu, topluluklarına yardımsever bir yöneticisi olarak görürdü.

Bu yeni zengin düşün atmosferinde doğan çarpıcı yeni fikirler ile I. Şapur, kutsal Zerdüştcilik kitabı olan Avesta‘ya Avrupa ve Hindistan’dan dini olmayan, tıp, astronomi, felsefe ve dini olmayan yazıları içeren başka yazılar da eklemek istedi.  Belluci asıllı Mobed Kartiri’ye yeni bir Avesta hazırlattırdı. Bu çalışmalar Zerdüştlük dini alanında yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Anlaşılan Şah I. Şapur’un dini hoşgörülü politikası Zerdüştlükten kopan Maniciliğin ve Sassani egemenliğindeki topraklarda Zervanizmin ve Hıristiyanlığın yayılmasını hızlandırmıştı.

Şah I. Şâpûr zamanında Gundéşapur’da peygamberlik iddiası ile ortaya çıkan Part soylu Mani tarafından yeni bir din kurulmuş ve bu din gelişmişti. I. Şapur önceleri Maniciliği destekledi. Maniyi korudu onu ve arkadaşlarını yurtdışına gönderdi. Maninin dini fikirleri aslında Zerdüşt inancı, Babil folkloru, Budist ahlâk ilkeleri ve Hıristiyan inanç unsurların bir karışımı olan refine edilmiş düalist bir inanç sisteminden oluşmaktaydı. Mani, Şah Şapur’un dini inancını dönüştürmek için ona ithaf ettiği, “Şahbuhragan olarak bilinen Ariyaca Pehlevice ağızda yazılmış bir dini eser hazırlamıştı. Ancak Şah I. Şapur, Zerdüşt kaldı ve Manici olmadı.

Şapur’un ölümü sonrası Sassani yönetiminde daha sonra iktidara gelen Şahlar, I. Şapur’un dini toleransını tersine çevirdiler. I. Şapur zamanında yeni Avesta’nın hazırlanmasında danışman olarak göreve getirilen ve dini otoriterliği sayesinde devlet katında Başrahip olan Mobed Kartiri Hangirpe, geçmişte Zurvanist olsa da I. Şapur sonrası yeni süreçte klasik Mandeizme (Zerdüştlüğe) dönüş yapmıştı. Başrahip olan Mobed Kartiri Hangirpe önderliğindeki Zerdüşt dinine bağlı rahipler yeni muhafazakar Zerdüşti fikirleri ile nitekim Manicilere ve Zervanistlere saldırıya geçtiler. Onların etkisinde kalan Şah I. Behram (MS 273-276) özellikle Mani’ye ve onu takip eden Manicilere baskı kurdu. Önder konumunda olan manicileri tutuklatıp, inançlarından vaaz geçmeleri için onlara işkence uygulattı.

Şah I. Behram daha sonra Mani’yi hapsetti ve onun öldürülmesini emretti. Mani, Gundéşapur’da hapsedildi ve 26 günlük yargılamadan sonra müritlerine son bir mesaj verdikten sonra idam edildi. Efsaneye göre Mani, idamını beklerken öldü. Maniciler, Mani’nin bir haça çakılarak (İsa’daki gibi) idam edildiğini kayıt etmiş olsalar da, bu anlatımda bazı şüpheler vardır. Yapılan mahkemede Mani amaçlarına kısmen ulaşmış, takipçilerini ve Zerdüşt Magileri, Zervanistleri, Ghonist Hıristiyanları ve Hıristiyan Süryanileri oldukça etkilemişti. Ölümünden sonra dini inancı dünyaya yayılmıştı. – *Bkz. Zurvanizmde, Zerdüştlükten farklı olarak, “İlk Prensip” (primordiyal yaratıcı tanrı) olarak Zurvana inanılır. Zurvanizm olarak anılan inanca “Zurvanit Zerdüştlük” te denmiştir. Avesta dilindeki “zruvan” mana olarak “zaman” dan gelmektedir.

Gundéşapur  çevresinde artık bir korku duvarı oluşmuştu. Bu olaylar nedeni ile oluşan korku bir süre devam etse de, Gundéşapur  Akademisi asıl ilmi fonksiyonuna devam etmek zorunda kaldı. Çünkü Sasaniler ile Roma savaşlara devam ediyordu. Gundeşapur’a hala ihtiyaç vardı!

Bahoz Şavata

24.02.2019
Resim: Naqşe Şapur





  1. Bahattin Gümgüm Bahattin Gümgüm

    Sayın Şavata,
    Çabalarınızdan dolayı tebrik ederim. İkinci paragrafınızı tamamen değiştirmenizi tavsiye ederim. Bu amaçla, Heinz Herbert Schöfler’in “Gundi-şapur Akademisi” kitabını okumanız yeterlidir. Diğer paragraflarınızı da bu çerçevede güncellemiş olursunuz. Bu şehir 550 yıllarında Dünya Tıp ve Bilim Merkezidir. Dünyanın ilk tıp kongresi burada yapılmıştır. Şeker kelimesi de buradan yaklaşık aynı isimle Dünyaya yayılmış….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir