Press "Enter" to skip to content

KOMMAGENE KRALI I. ANTHİOCHOS’UN VASİYETİ*

Halk arasında Nemrut Tapınağı olarak bilinen “Kommagene Çîya Bélî Tapınağı”,  Semsur (Adıyaman) 2.250 metre yükseklikteki Nemrut Dağı’nda Kommagene Kralı I. Antiokos tarafından MÖ 64 yılın sonrası yaptırılmıştır.

MÖ 80’li yıllarda Roma İmparatorluğunun gücü karşısında gerileyen Seleukos İmparatorluğundan (“Seleukos”un Yunanca telâffuzu: “Selefkos”) ayrılan Komageneliler, I. Mithridates‘in idaresinde Eski Kummuh (Semsur-Adıyaman) toprakları üzerinde bir krallık kurmuşlardı.

Kısa zamanda bölgelerinde güçlenen Kommegeleliler, genç yaşında babası Mithridates’in siyasal ve dini planlarının takipçisi olan Kral I. Antiokos döneminde oldukça başarılı bir yönetim sağladı. Fakat bölgedeki her devlet gibi Kommagene Devleti, çevrelerindeki bölge devletleri dışında gittikçe baskılarını artıran doğuda Partların ve batıda Romanın saldırıları ile yüz yüzeydi.

Kral I. Antiokos kendi soyunun Perslerden, Yunanlılardan ve Komageneli atalarından geldiğine inanıyordu. Gerçekten de annesi Laodike, Seleukos Kralı Antiochos Epiphanes Kallinikos’un kızıydı. Baba tarafı kendisini Keyani (Medopers) sayıyordu. İddialarına göre Kral Darius’un soyundaydılar. Velhasıl yerel halkların kültürel ve dini inanç etnik sorgulamalarında Kommagenelilerin Kürdlerin antik ataları olduğu ortaya çıkıyordu. Kommagene topraklarında Kral I. Mithridates’in ve oğlu I. Antiokos’un yaptırdıkları tapınaklarda da bu kültürel görünüm belgelendiren kayıtlarda özellikle kanun gücü metinler olan; kraliyet nomoslarında tespit ediliyordu.

Kommagene Kraliyet nomosları, devletin resmiyette kullandığı Eski Yunan-Makedon dilde ve Latin harfleri ile yazılmıştı. Genelde bölgenin tamamında Kürdlerin ataları yaşanan dönemde Asuri alfabesi kullanırken aynı soydan olan Kommagene Devlet yöneticileri, daha önce birlikte oldukları Seleukos yönetim dili Eski Yunan-Makedon dilde ve Latin harfleri yazım geleneklerinden kopmamıştılar. Bu dil kullanım konumu özellikle Fırat’ın batısında Selefkoslar dışında eski aryan Medopers bakiyesi olan: Kapodikslerde (Kapodokyalılarda), Anzalilerde (Pontoslularda) ve Sophenelilerde görülüyordu.

Kral I. Antiokos, tapınaklardaki heykellerinden ve yazdırttığı nomoslardan da anlaşılacağı gibi kendisinde tanrılık kudreti görüyordu. Bu sebeple ölümünden sonra tanrılar arasında kalmak, onlarla birlikte olmak, tanrıların arasında ölümsüzlüğe kavuşmak istiyordu. İnancına göre, yaptırdığı tapınaklara bütün tanrılar gelecek, orada toplanacak ve dünya işlerini barış içinde düzene sokacaklardı. Özellikle Çiya Beli’nin (Nemrut Tapınağı) çevresindeki bütün devletler için bu tapınak görkemli ve anlamlı bir ibadet merkezi ve kurban sunma yeri olacaktı. Tapınağın görkemi ve yüceliği karşısında böylelikle bölge halklarının Kommageneye bağlılığı artacak ve benzer inançlara sahip komşu devletlerin Kommageneye düşmanlıkları bir yerde zayıflayacaktı.

Tapınağın içi ve çevresi tanrı ve tanrıça heykelleriyle, kabartma yazılarla, kartal başlı sütunlarla süslenmişti. Bu tapınakta bulunan dev ilah heykellerinden en önemlileri; Batılıların Apollon‘u, Doğuluların Bereket Tanrısı, Yunanlıların Zeus‘u ve İranlıların Ahuramazda‘sıydı. Bunların dışında, daha pek çok ilah heykeli vardı. Fakat en önemli mesajları ve krallığa ait soy kütüğüne dair bilgileri Kral I. Antiokos burada yazdırttığı ünlü nomosunda ifade etmişti. Aşağıda günümüz Türkçesi ile çevirisi yapılan Nomosu sizlere sunuyoruz:

Kral Mithradates Kallinikos’un ve Anasever Kral Antiokhos Epiphanes Kallinikos kızı Tanrıça, Kraliçe, Kardeşsever Laodike’ nin oğlu Tanrı, Adil ve Epiphanes, Roma ve Helen Dostu, Muzaffer Büyük Kral Antiokhos, kutsanmış taht kaidelerine dokunulmaz harflerle kendi lûtufkârlığından kaynaklanan işleri, ebediyete intikali için yazdırdı.”

“Ben, dindarlığın biz insanlar için bütün iyilikler içinde sadece en güvenilir dost olduğuna değil, aynı zamanda en tatlı haz olduğuna da inandım ve bu inanca hem talihli iktidarımın, hem de bu iktidarın takdis edilmiş icraatının kaynağı olarak sahip oldum. Tüm hayatım boyunca kraliyetimdeki bütün insanlar karşısında, dindarca davranışı en güvenilir savunma aracı ve eşi bulunmaz bir haz kaynağı olarak gören bir insan sıfatıyla durdum. Bu nedenle, beklenenin tersine, büyük tehlikeleri savıp, ümitsiz durumların üstesinden geldim ve uzun yıllar mutlu bir yaşam sürdüm. Ata hükümdarlığını devraldığım zaman, dindarlığımın bir sonucu olarak, tahtıma bağlı Krallığı “tüm tanrıların ortak yurdu” yaptım. Onları, şekli temsillerini kendi soyumun talihli köklerinin geldiği “Pers ve Hellenlerin” eski usullerine göre çeşitli biçimlerde yapmak suretiyle, kurbanlar keserek ve şölenler düzenleyerek, eskiden beri insanlar arasında ortak bir adet olduğu üzere, onurlandırdım. Onursal duyguları somut ifadeye dönüştürmek ise benim hak bilir düşüncemin bir buluşudur. Zamanın tahribine dirençli bu tapınaksal mezarın temellerini göksel tahtların yakınında atmaya karar verdim. Bu kutsal mekân, sadece ileri yaşıma rağmen hâlâ sıhhat ve selamet içinde olan bedenimi saran kılıfa, tanrının sevdiği ruhum Zeus Oromasdes’in göksel tahtlarına yolcu olduktan sonra, ebedi bir istirahatgâh olsun istemedim. Buranın aynı zamanda bütün tanrıların ortak tahtları olmasını da kararlaştırdım. Çünkü benim çabalarım sonucunda orada sadece kahraman atalarımın şu gördüğün resim dizeleri bulunsun istemedim; daha çok da, bu kutsal tepe üzerinde tanrıları temsil için kutsanarak dikilen ilahi bir figür, artık ıssız kalmayacak bu mekânı tanrılar karşısında ifa ettiğim dindarlığın bir kanıtı olarak görsün istedim.

İşte, gördüğün gibi, tanrılara gerçekten lâyık oldukları bu heykelleri diktirdim: “Zeus/Oromasdes’ in, Apollon/Mithras, Helios/- Hermes’in, Artagnes/Herakles Ares’in” ve her şeyi besleyen vatanım Kommagene’nin heykelleri. Aynı taştan ve aynı tahtlar üzerinde duaları işiten tanrıların yanına kendi heykelimi de koydurttum. Böylece ulu tanrıların ezeli saygınlığını kendi genç bahtıma çağdaş kıldım. Ve böylece onların Kraliyete ilişkin olarak giriştiğim işlerde sık sık ve somut olarak, âlicinap bir yardım olarak bana tevcih ettikleri sonsuz ihtimam ve himayelerinin hakkaniyetli bir taklitçisi oldum. Kurban törenlerinin çeşitli biçimlerde yapılmasını sağlamak amacıyla kâfi derecede arazi ayırdım ve onlardan sağlanacak gelirlere el sürülmemesini buyurdum.

Sürekli bir kurban hizmeti kurdum ve seçkin rahipler tayin ettim; onları “Pers” giysileriyle donattım; tören ve tüm onursal hizmetleri benim sanıma ve tanrıların yüceliğine yaraşır biçimde düzenledim. Kurban hizmetlerinin sürekliliği için, eskiden beri var olan ve müşterek bir hukuka dayanan kurban törenlerinin yanı sıra, Krallığımda yaşayan tüm insanların, hem tanrılara karşı vecibelerini yerine getirmeleri hem de bizi onurlandırmaları maksadıyla yeni ihdas edilen bayramları kutlamalarını kural olarak koydum. Böylece bedenimin doğum günü olan Audnaios ayının 16. gününü ve taç giydiğim Loos ayının 10. gününü yüce tanrıların yeryüzüne zuhur edişlerine vakfediyorum. Çünkü bunları ben talihli hükümranlığımın menşei ve tüm Krallığımdaki genel saadet ve refahın sebebi olarak telakki ettim. Bunlardan başka kurbanların daha zengin ve şölenlerin daha mükemmel olması için ve yılda bir kutlanmak üzere iki günü daha bayram olarak tahsis ettim. Ülke halkını toplantı, yani şölenlere katılım amacıyla, köy ve kentlere göre gruplara ayırdım ve bayramları herkesin en kolay erişeceği en yakın kült yerlerinde kutlanmak üzere düzenledim. Geri kalan zamanı, yani doğum günüme tekabül eden 16. Ve Diademi takdığım güne tekabül eden 10. günü, her ay tekerrür etmek ve rahipler tarafından sürekli kutlanmak üzere tören günü olarak düzenledim. Bu düzenlemelerin daimi olması için, tanrıların buyrukları doğrultusunda kutsal bir kanun vakfettim. Ve bunu dokunulmaz kıldığım steller üzerine yazdırdım; çünkü bunların sürekli korunması aklıselim sahibi kişiler için dindarca bir iştir; sadece bizim onurumuz için değil, aynı zamanda her ferdin kendi talihi uğruna bel bağladığı en aziz beklentiler için de bu böyledir. Sonsuz zaman kaderin bir cilvesiyle tüm insanlar arasından hangi soyu bu ülkenin mirasına oturtursa, o insan soyu için bu kanunu korumak bir vecibe olmalıdır.

Şunu bilerek ki, kraliyetin rahmete kavuşmuş soyunun intikamı ağırdır, ihmal ve cürümden gelen din düşmanlığını eşit derecede cezalandırır ve takipçisi olur; kutsanmış atalarımın kanunu hakarete uğramışsa, merhamet tanımaz cezalar verir. Zira dindarca yapılan her iş kolaydır; ama dinsizliğin sonu zorunlu olarak sefalettir. Bu kanun benim sesimi duyurdu, tanrıların vahyi ise ona geçerlik kazandırdı.*1.

Doğu Aryan halklarının inançlarının çok tanrılı bu dönemlerinin en belirgin özelliği ışık kültüne olan bağlılıktır. Güneş, Ayın ışığı ayrıca ışık saçması nedeniyle ateşin ışığına önem verilmesidir. Güneş ve Işık kültü, Ön Asya’nın batısında Kürdlerin ataları Mitannilerde MÖ 16. yüzyılda görülür. Güneş, ateş ve ışık kültü zamanla orta-çağ Aryan dinlerine kaynaklık teşkil etmiştir. Öne çıkan, bölge halklarınca da ziyadesiyle taraftar bulan Mitra/Mithras ve Ahura-Mazda/Aramazd (Ermeniler’de) tanrıları zamanla bölge halklarınca tek tanrı konumuna getirilmiştir. Ön Asya’da Fırat Nehrinin batısında Güneş tanrısı Mitra, ilerde bu rolü oynayan tek tanrı katına yükseltilen tanrı olmuştur. Kuzeydoğuda ise tanrı Aramazd (Ahura-Mazda), bu konuma yükselmiştir. Manicilik ve Zerdüştlük inançları bu ışık=enerji kültünü mezhep ve ibadet usulü olarak uzun zaman kullanmıştır. Hatta daha önceleri Manicilik, bu kültü tanrı olarak tanımlamıştır. Kommagene’de görüldüğü gibi, Aryan dini kültürlü toplulukların birbirlerinin tanrılarına saygı göstermesi ve değer vermesi siyasal bir sonuçtur.

Biraz da tanrıların fonksiyonlarının dönem halkları tarafından nasıl algılandığına değinebiliriz. Batı Aryan halkların tanrısı Apollon, Zeus ve Leto’nun oğlu, Artemis’in ikiz kardeşidir. Mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısıdır. Kehanet yapan, bilici tanrıdır. Bu vasfı ile bu tanrının Bélî/Nemrut Tanrıları arasında yer aldığı düşünülmektedir. Aynı zamanda kâhinlik yeteneğini diğer insanlara da transfer edebilir. Pers dünyasındaki adıyla tanrı Mithra, doğuda Zerdüştlük dininde ahit, yemin, anlaşmadan sorumlu ilahi varlıktır. Antik Yunancadaki karşılığı ile Helios, Hyperion ve Theiaının karşılığıdır ve Günes tanrısıdır, yüzü Apollona benzer. Güneşe tapınma, bu dönem bölgeye Büyük İskender sonrası yerleşen Grekliler tarafından benimsenmiştir. Doğu Aryan kültüründe Herm(es)*3. adıyla da bilinen tanrı Zeus ve Maiana’nın oğludur. Zeus’un habercisidir. Tanrıların en kurnazı sayılır, tanrıların en hızlısıdır. Heykel Apollon-Mithras,-Helios-Hermes, Anadolu mitolojisinde baş tanrı Zeus’un oğlu olup ışık ve güneş tanrısıdır. Bacakların altına doğru ise yırtıcı patileri ile tasvir edilmiştir. Hellen Güneş Tanrısı, Helios, burada Pers ışık tanrısı ve Ahuramazda, Oromasdes’in yardımcısı Mithra ile birleştirilmiştir. Tanrı Apollon’un başı da Kommagene Bélî (Nemrut) Tapınağının Doğu Terasında dır.*4.

Dipnotlar:

*“Anthiochos” adı, Ariyaca olan “Anto” adının Yunanca yazılışıdır.

*1.Bkz. Bu metin Grekçe aslından Prof. Dr. Sencer ŞAHiN tarafından Türkçe’ ye çevrilmiştir. www.kahtanet.com

*3. “Herm(es)” adında da olduğu gibi Yunanca isimlerin sonuna takılan “es, ios, ies” gibi takılar dilin yazım tekniği kuralı nedeniyleydi.

*4. Nemrut Tapınağı” olarak tanıtılanarkeolojik Kommagene kalıtın yerel deki gerçek adı: “Çîya Bélî” dir.

Resim: Çîya Bélî/Nemrut Tapınağı

17. 02. 2019
Bahoz Şavata

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir