Press "Enter" to skip to content

MUSA ANTER

“Ma matırsa, ez cîhe xwe da namirim!” (Korkma, ben yatağımda ölmem!) “Apé Musa

1990 kışı Av Ahmet Zeki Okçuoğlu ile birlikte “Doz” Yayın evini kurmayı düşünüyorduk. Yayın evinin yayınlayacağı kitaplar da oldukça önemliydi. Bu projelerden biri; Apé Musa’nın hatıratı idi. Nitekim Apé Musa da bu teklifi kabul etmişti. Ahmet Zeki bu kitabın yazılması teklifini bana yapmıştı. Ben söyleyişiyi hazırlayıp, verilen cevapları yazacak, Ahmet’in kardeşi Av. Selim Okçuoğlu akşamları yazılan müsveddeleri redekte edip, daktilodan geçirecekti.

Hatıratı yazma teklifi hoşuma gitmişti. Bizden önceki yurtsever Kürd kuşakların birinci tanığı ile yan yana gelmek büyük bir fırsattı benim için. Apé Musa aynı zamanda babam Muhsin Şavata ile ünlü “Kürd 49’ lar Davası’ndan yol arkadaşı idi.

Tek sıkıntım, kötü bir süreç içindeydik. Devletin karanlık odaklarının saldırısı altındaydık. O sıralar yoldaşım Bedri Yolcu, siyasi grupsal çalışmalarımıza sızmış devlet yanlısı işbirlikçiler tarafından kaçırılmış ve öldürülmüştü. Ben, bu saldırılardan tesadüfen kurtulmuştum. Önceleri bizler için karanlık olan bu saldırıların aydınlanması gerekiyordu. Bu nedenle bir süre için İstanbul’da kalmam gerekiyordu. Hatıratı yazma teklifi, bir yerde kalacak yer sorunuma da yanıt veriyordu. Çünkü eski evime gidemiyordum. Birlikte Apé Musa’nın evinde kalacaktık. Hem yaklaşık bir-iki ay herkesten uzakta bilinmeyen bir yerde olacak hem de can yoldaşım Bedri Yolcu’nun öldürülmesi olayını daha rahat sorgulayabilecektim. Fakat daha önemlisi Apé Musa’nın hatıratını yazmakla bizler için daha da karanlık olan “Kürdlerin Sessizlik Yılları’nın” (1938-1960) birincil tanığından Kürd siyasal tarihinin bu karanlık yıllarını aydınlatacaktık.

Ahmet Zeki’nin bana anlattığına göre Apé Musa, hatıratının benim tarafımdan yazılacağını duyunca, oldukça sevinmiş. Ona hitaben;
-“Güya Atatürk, beni Türk doktorlarına teslim edin! Demiş. Palavra! Gerçek bu, ne güzel, sen beni, bir Kürd yazara teslim ediyorsun Ahmet!” demiş. Onun bu yaklaşımı beni duygulandırmıştı.

Geriye Apé Musa ile tanışmak kalmıştı. O sıra Apé Musa, Maltepe semtinde Ahmetler ile aynı apartmanda kalıyorlardı. İlk görüşmemiz bu evde oldu. Her zamanki güleç yüzü ile bizi karşıladı. İlk yemek bir başkaydı. Anlaşılan Apé Musa hatıratına adapte olmuştu. Sofrada yalnız değildik. Onun da “evlatlarım” dediği, çok sevdiği rahmetli şehidimiz Av. Medet Serhat ve Sayın Yaşar Kaya’da bulunmaktaydı. O gece benim için unutamayacağım bir geceydi. Tam tamına dört kuşak bir aradaydık. Sıralarsak: Musa Anter, Medet Serhat, Yaşar Kaya, Av. A. Zeki Okçuoğlu ve ben. Kürd tarihçileri bilir. Kürd yurtsever geleneği Osmanlı Kürd Beylik yönetimleri (Barzaniler, Berzenciler, Babanlar, Bedirhaniler, Cemiloğlular, Bucaklar, Şeyx Sait Ailesi, Seyyit Rıza ailesi vs.) sonrası da kuşaklar arasında hem ailevi bağları hem de aydın ilişkilerini hep korumuş ve sırt sırta olmuşlardır.

O gün Apé Musa için oldukça önemliydi. Mutfak işlerinde de başarısını sunan büyük bir incelik ve kendi elleri ile zengin bir sofra kurmuştu. Hemen sofraya bizi davet etti. Malum onun sofraları Fransız usulüdür. Gece 3-4’lere kadar sohbet olur. Alkol alınır. Güncel sohbetler yapılır. Fıkralar, şiirler, türküler, anılar gırla gider ve saatler silikleşir. Yemek yerken konuya girmişti bile.
–“Hatıratımı yazacağım, tek zayıf halkam beynim. Sizleri rahatsız edeceğim. Sizler de bana hatıralarımı anımsatacaksınız. Nede olsa benim gibi aynı zemzemi içtiniz bir defa. Benim hafızama gireceksiniz, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Yardımlarınızı bekliyorum.” diyordu.

O gece zaten birçok konuya girildi. Geç saatlerde uyuduk. Ertesi günü. Beni uyandırdı. Yattığını sanmıyorum. Kahvaltıyı yine kendisi hazırlamıştı. Tabi tekrar daha resmi konulara girdi.

Başından benim ile anlaşma yapmıştı. Ben ona anıları ile ilgili sorular hazırlayıp soracak ve yazacaktım, o anlatacaktı. Fakat anlattıklarında yazarken onun üslubuna dokunmayacaktım.

Hazırlıklara başladım. Hızla o dönem Kürd siyasi tarihini gözden geçirdim. Cezaevinde iken tuttuğum tarih notlarını araştırdım. Kategorik olarak düşünsel olarak belli bir haksızlığa karşı savaşan, insanın yaşadığı coğrafyasını da dikkate alarak onun engebeli hayatında yaşamış olabileceği olaylar karşısındaki tepkilerini dahi sorgulayan uzun bir soru çizelgesi hazırladım. Hatırat da yalnız siyasal olaylara yer vermedim. Sorularımda onun Kürd yurtsever kişiliği edinimini, mücadelesini açığa çıkarmakla kalmadım, Kürd sosyal yaşamını da aydınlatacak folklorik katkılar sunacak kültürel sorular hazırladım. Apé Musa’nın metroseksüel kişiliği ve İstanbul aydını, çevre sosyetesi içindeki yerini ve ailesinin Arvasiler ile hısımlığı üzerinden İslami yapılar ile temasını bildiğimden etraflıca sorular hazırladım. Belki de ikincil türden sorulara verdiği cevaplar hatıratında okunduğunda, bu günlük yaşamın onun Kürd yurtsever kişiliğinin nasıl daha da kavileştirdiği görülecektir.

Apé Musa çok renkli kişiliktir. Çocukluğu Rojava Kürdistan’ında amcaları ve Suriye’ye inen yurtsever Kürd aydınları ile geçmiştir. Öğrencilik yıllarında Adana’da edindiği küfürbazlığı ve İstanbul’daki bohem öğrencilik yılları ile hoppa bir genç tipi sunar. Fakat en önemlisi Dicle ve Fırat Yurdu ile gelişen Kürd siyasi çevresi ve Zehra (Bucak) ablanın yurtsever dostluğu ile her şeyi ile karakterinin bozmamış tam bir mert Kürd tipidir. Onunla günlük yaşamı paylaşınca 24 saat Kürd objesi ile yatıp kalkan bir insanı görmek bende derin hazlar bırakmıştır. Çünkü bizler de mücadele içinde, zindanlarda, günlük sıradan yaşamda benzer kişiliklerdik. Fakat Apé Musa’nın artısı vardı. O bir Kürd bilgesiydi. Onun bilge dostları vardı, hasımları ile ilişkilerinde oldukça dikkatli diplomatik davranır, onların insani acılarını paylaşırdı. İsyan günlerinde halkı ile birlikte olurdu. Yeri gelir eleştirilerinden sakınırdı.
TC Devletinin dönem tetikçileri tarafından öldürülen bilge şehidimiz Apé Musa, Cizre Serhıldan’ı için tartıştığımızda, ben ona “Gandilik” teklif etmiştim. O ret etmişti. Peşi sıra o gün bana söylediği söz; “Ma matırsa, ez cîhe xwe da namirim!” (Korkma, ben yatağımda ölmem!) demişti. Nitekim bu kaçınılmaz beklenti gerçekleşmişti. Apémiz, Türk Devleti’nin tetikçilerince öldürülmüştü. Serhıldanlar ise devam ediyordu.

Anısı önünde saygı ile eğiliyorum.

Bahoz ŞAVATA
21.09.2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir