Press "Enter" to skip to content

NEWROZ

Newroz deyince ilk aklımıza gelen Kürtlerin 21 Mart’ta milli talepleri için yaptığı sokak gösterileri ve kalabalık miting toplantıları gelir. Oysa Newroz, Ateşperesti ve Zerdüşt dini olarak adlandırılan İslam olmadan önceki Doğu Aryan toplulukların Mecusi (Magici) dinlerinde 21 Martta; o gün tanrı Ahura Mazda’dan beklenilen son dönüşüm; kıyamet günüydü.

Tıpkı bahar ayında tabiatın mevsimsel döngüsü gibi Mecusiler, tanrıdan “büyük son dönüşümü” yani kıyameti beklerdi. Mecusiliğe göre; Kıyamet Gününde Saoşyant (semantik evrimi sağlayacak kişi. Avestan: Saoš́iiaṇt̰) bu işi “Son Yenilenmede” nihai olarak yapacaktı. Zerdüştî inancında bütün tarih, üç döneme ayrılmaktadır; her dönem dört bin yıldır ve her dönemin sonunda bir Saoşyant zuhur eder. En son Saoşyant da gelecek ve sonra kıyamet kopacaktır. Putları kıracak olan Saoşyant adında biri ve Astuat-erata’nın ( bütün halkları tutan veya bir araya getiren kişi) o gün geleceği önceden haber verilmiştir. İşte beklenen gerçek Newroz budur. *Bkz. Avesta, Yasht, 13, XXVIII, 129’da.

Bu bilgilere çok yakın zamanda ulaşılmıştı. Yeni Arkeolojik bulgular ile Mecusi dinin kendisi hakkında daha çok şey öğrenmeye başladık. “Prof. Arkeolog David Stronach (Kaliforniya Üniversitesi), 1961-1963 yılları arasında Doğu Kürdistan Hemedan’da (İran) yaptığı kazılarda, MÖ 750 yıllarında Medler tarafından inşa edilmiş olan ve dini yapı gösteren bir binaya ulaşmıştı. Tepe Nush-i Jan’da bulunan bu tapınak, Hemedan’ın yaklaşık 60 km güneyinde yer almaktaydı. Binalar yaklaşık 30 m yüksekliğindeki bir kayanın üzerine inşa edilmişti. Daire şeklinde tuğla payandalı duvarla çevrili; “Merkez Tapınak”, “Batı Tapınağı”, “Kale” ve “Sütunlu Salon” birimleri olan dört bölümden oluşmaktaydı. Merkez Tapınak, üçgen şeklinde iç mabediyle kule şeklindeydi. Bu mabedin batı köşesinin yakınında çamur tuğladan yapılmış basamaklı bir ateş sunağı bulunmuştur. Bilindiği üzere, ateşe tapınma Hint-Aryan mirasıdır ve Tepe Nush-i Jan’daki tapınak, tespit edilen ve bilinen ilk tapınak yapısıdır. Bu tapınakların ve ateşperestliğin temsilini elinde tutan Medli din adamı Magi/Mag rahipleridir. Diğer yandan Medlerin döneminde Doğu Aryanların Persopolis tapınağından önce anlaşılan her yıl karşılanan “büyük son dönüşüm” için yapılmış Newroz tapınak alanı Medlerin başkenti Hemedan yakınlarındaydı. Perslerin gölgesinde kalan Med dini medeniyeti henüz yeni keşfediliyordu. *Bkz. Modern Hamedan şehrinin 50 km. güneyinde. David Stronach, “Tepe Nush-e Jan, a Mound in Media”, in: The Bulletin of the Metropolitan Museum of Art, 28.

Bilindiği üzere ilk “Ahameniş Hanedanı (Medo-Pers)Kralı Kiros/Keyhusrev ”, iktidar değişikliğinde Med Kralı dedesi Astiyag’a zafer kazandığı Pasagard’ı önce başkent yapmıştı. Ateşperesti kültürün kraliyet temsili için burada kendine yeni saray ve Newroz’u karşılamak için bir merasim alanı yaptırmıştı. Ayrıca bu kral da aynı alanda tıpkı diğer Aryan krallar gibi kendi mezarını da önceden hazırlatmıştı. Kral Kiros’un oğlu Kral Kambiz de, Newrozlar için “Tol-é Taxtı” inşasını burada tamamlamıştı. Aynı Newroz geleneği Ahameniş Hanedanı (Pers)Kralı Darius tarafından görkemli bir biçimde Persopolis de devam ettirilir. Ahameniş Kralı Darius Persepolis’i, Yeni Yıl bayramının, Newroz’un kutlanmasına ayrılmış kutsal bir başkent olarak tasarlamış ve sonunda inşa etmişti. Gerçekten de Persepolis siyasi başkent değildi, hiçbir stratejik önemi yoktu. Daha önce kullanılan Aryan başkentler olan Pasargad, Hemedan, Sus ve Babil’den farklı olarak, hiçbir Batılı veya Doğulu kaynakta adından söz edilmiyordu. Oysa Persopolis’te her yıl kraliyet şölenleri yapılıyordu. Newroz, bütün Yeni Yıl ritüel senaryoları gibi, kozmogoninin simgesel yinelenişiyle dünyayı yeniliyordu. Bu anlayış, Hint-İranlılar için tanıdıktı; bununla birlikte Ahamenişler döneminde senaryo muhtemelen Mezopotamya etkilerine de uğramıştı. Yeni Yıl Bayramı Newroz, Persepolis’in birçok kapısında bütün heybetiyle tasvir edilmiş, Tanrı Ahura-Mazda’nın himayesi altında gerçekleştiriliyordu. Bu dini anlayışa göre şimdilik akılda tutulması gereken, Doğu Aryan krallarının dünyanın korunmasından ve yenilenmesinden kendilerini sorumlu tuttuğuydu. Başka bir deyişle krallar, kendisine ait düzlemde kötülük ve ölüm güçleriyle savaştığı, hayalin, bereketin ve iyiliğin zafer kazanmasına katkıda bulunduğuydu. Anlaşılan Doğu Ayan halkların ata devletlerinde krallar Newroz meydanlarında başta tanrıya sonra halka hesap verirlerdi. Tıpkı günümüzdeki meclislerde yapılan “Yıllık Bütçe” görüşmeleri gibi.

Genelde Newroz törenleri kralın yokluğunda Medli Magi adamları geçmişte olduğu gibi yine yapıyordu. Kraliyet Newroz törenlerinde de aynı seronominin kurulmuş olduğunu Persopolis duvar figürlerinden anlıyoruz. Diğer yandan bu törenlerde en önde yürüyen her Magi rahip yaptığı kurban törenleriyle eskatolojik (evrenin sonu olan) dönüşüme önceden katıldığına inanıyordu. Kralların başlangıçta ve her yıl başardıklarını, Magi rahipler yıllık olarak gerçekleştirmeyi umuyorlardı. *Bkz. Mircea Eliade, “Dinsel inançlar ve düşünceler tarihi”, Cilt. I. Sayf.391-392.

Peygamber Zerdüşt de, kendi ömrü boyunca “İyi Din (Drust Din}” aracılığıyla evrensel son Yenilenme’nin gerçekleşmesini beklemişti. Onun için bir defa Zerdüşt, tanrı Ahura-Mazda’ya hatta yalvarmıştı. Kendi yaşantısında evrenin “son dönüşümü” görmek istiyordu. Bütün bu işler; “Saoşyant” denilen kurtarıcının doğmasıyla gerçekleşecektir. O, “Kansava Gölü’nde” yıkanan bir bakirenin o gölde bulunan Zerdüşt’ün tohumuyla gebe kalması sonucu doğacaktır. Böylece ölülerin doğması başlayacaktır (dirilme). İlk insan “Gayomart”ın kemikleri hayat kazanacak, bütün ölüler tekrar vücutlarına kavuşacak ve bir yerde toplanacaktır. İyiler, kötüler ayrılacak; iyiler cennete, kötüler cehenneme gidecektir. Üç gün kalınacak, sonra bütün yaratıklar ateş ırmağından Cinvat Köprüsünden geçecek, ateş kötüleri temizleyecek ve şeytanlarla bütünleşenler hariç, herkes Ahura-Mazda’nın ülkesine girecektir. İşte Mecusiler bu “edebi son beklentisi” ile Newroz’ları kutluyorlardı. Med ve Pers daha sonra Part ve Sâsânî krallarının bu görevleri kendi tekellerine aldıkları görülürdü. Yaptıkları büyük hizmetlerin karşılığı olarak edebi son’u arzular ve tanrıya yakarırlardı.
Bahoz Şavata

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir