Press "Enter" to skip to content

OSMANLI DEVLETİNDE ÖZERK KÜRT BEYLİKLERİ VE OCAKLARI

Bahoz ŞAVATA

OSMANLILAR İLE KÜRD BEYLERİNİN İTTİFAKI

İslamiyet sonrası Ön Asya ülkelerinde özerklik, güçlü bir hanedanın denetiminde kalmaktı. Sistem olarak özerklik, imparatorluk olan devletlerde yönetim tarzı olarak bir genellikti.

Abbasiler sonrası Ön Asya’da Kürdistan coğrafyasında MS 10. yy ve 13. yy sonlarına kadar onlarca kendi devletleri olan Kürdistan Hanları ve Beyleri, Selçuklular ve Moğal istila ve egemenlikleri sonrası özerk olarak sırasıyla Memlükler, Artuklular, Karakoyunlar ve Akkoyunlar egemenliğinde yaşamışdılar. Fakat 16. yüz yılda Osmanlı ve Safevi İmparatorlukları ile anlaştıktan sonra Kürdistan topluluklarını temsil eden yerel otoriter Kürd Beyleri, daha sistematik özerk bir düzen sağlamıştı.

Bölge devletleri güç yarışında Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed’in 1473’te Otlukbeli’nde yendiği Akkoyunların sonunu 1501’de Şii Safevilerin dini lideri Şah İsmail getirmişti. Osmanlı ve Safevi Devletleri (Devlet-i Safevîyye, MS 1501-1722) arasında kalan Kürdistan topraklarında özellikle Sünni Kürd Beyleri bölgesel ilişkilerinde bu karmaşık dönemde siyasal ve dini/Mezhebi bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldılar. Çünkü bölgede Safevi Devleti’nin siyasal baskısı yükselmişti. Fakat bu baskı yeni bir nitelik taşıyordu. Kürdler için Mezhepçilik de artık bir tercih meselesiydi.

Safevi Şahı İsmail, Kürdistan’da; 1503’te Hemedan’ı, 1507’de Van’ı, Erciş ve Ahlat’ı ve Bitlis’in Kürt hâkimi Şeref Han’ı kendisine bağlamıştı. Diyarbakır’a atadığı adamı, Musul ve Cizre’de kan dökerek Safevi Devlet egemenliğini Kürdistan’da iyice pekiştirmişti. Aynı süreçte diğer yandan Anadolu’da Amasya-Tokat havzasına uzanan Safevi baskısını, Anadolu Kızılbaş Türkmenleri üzerinden bir iç tehdit olarak da Osmanlılar da kendi üstlerinde hissetmeye başlamıştı.

Safevilerin bölgesel etkinliği nedeniyle Cizre Emiri Şah Ali Bey de dâhil 12 Kürdistan Emir ve Melikleri, Şah İsmail’e bağlılıklarını bildirmek üzere şahın bulunduğu Hoy şehrine gitmişler. Ama Şah İsmail, Şia‘lığı benimsemeyen bu beylerin sekizini hapse attırmıştı.

Bu gelişmeler karşısında Osmanlıların ilk etapta amacı; Şia Safeviler ile Sünni Osmanlı devleti arasında Sünni Kürtlerden tampon bir bölgeyi yaratmaktı.

Önceleri Akkoyunlu Sultan Yakup’un özel kâtibi, sonra Osmanlı devleti adamı olan Kürd asıllı İdris-i Bitlisî, Safeviler ile Osmanlı arasında seçim yapmakta zorlanan Sünni Kürt beylerini Osmanlı Devleti adına ikna etmekle görevlendirilmişti. Nitekim bu gelişmeler karşısında Sünni 28 Kürd Beyi, Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin aracılığı ile bir antlaşma yaptı.

Bu antlaşma Safevî Devletine karşı yapılmıştı. “Muhtemelen 1514’ün başında, İdris-i Bitlisî ile 28 Kürt Beyi Amasya’da bir araya geldi. İddiaya göre, İdris-i Bitlisî yanında Yavuz’un mühürlediği, boş beratları, bayrakları, hediyeleri Kürt Beylerine götürmüştü. İdris-i Bitlisî, beratları ihtiyaca ve talebe göre doldurmaya izinliydi.” *1.

Bir yerde Sünni Kürd Beyleri Sünni Osmanlı ile işbirliğine gitti. Kürd Şia ve Reaye Haq (Kızılbaş) Beyleri (başta Çemişgezek (Dersim) ve Erdalan Beyleri) ise kendilerine inanç yakınlığı olan Şia Safevî Devleti ile birlikte olmuştular.

Çemişgezek /Dersim Beyi Rüstem Bey Çaldıran Savaşı sürecinde Kemah kalesi merkezli Şah İsmail‘in güçleri ile birlikte Osmanlılara karşı savaşmıştı. Haliyle ilk Osmanlı-Sasani savaşları, Kürdistan’ın Kürd Reaye Haq/Kürd Alevileri topraklarında yaşandı.

Şah İsmail’in yenilgisinden ve Osmanlı ile ittifak olan bölge Sünni Kürd Beylerinin Yurdluk ve Ocaklık /Özerklik Yönetim haklarının Osmanlı Yönetiminin kabulünden sonra, Aynı hakları Sasani Devleti yönetiminden göremeyen Haci Rüstem Bey, Sasaniler ile ilişkisini kesmiş ve Osmanlı Sultanı Yavuz Selim’den affını istemiştir. Fakat Yavuz Selim, Rüstem Beyin Kemah kalesini Osmanlılara karşı Safaviler lehine savunduğu için, onu ve beraberindeki ekibini ölümle cezalandırmıştı.

Bilindiği üzere daha sonra babasının yerini alan Çemişgezek/Dersim Beyi Rüstem Beyin oğlu Pir Hüseyin, Yavuz Sultan Selim ile anlaştı. Pir Hüseyin Bey, Osmanlı ittifakı ile savaşlarda gösterdiği dayanışmalar sonucu Çemişgezek merkezli Dersim sancağını Osmanlı denetiminde tam 30 yıl yönetti. Çemişgezek Beyliği Diyarbakır Beylerbeyi sancağına bağlı olarak, resmi düzeyde bir özerklik kazanmıştı. Dolayısıyla Kürt Reaya Haq/Alevi aşiretleri dini faaliyetlerini bu ayrıcalıklı konumları sayesinde koruyabildiler. Şii olmadılar.

Geriye dönersek Osmanlı Devleti ile Sünni Kürd Beyleri ile yapılan “Amasya Antlaşması” ittifakı ilk sınavını Çaldıran Savaşında verdi. Osmanlıların yanında savaşan Kürt Beyleri, bölgedeki eski yönetimsel etkinliklerini yeniden tesis ettikten sonra Diyarbakır’ı Safevilerin kuşatmasından kurtarmak için harekete geçtiler. Bilhassa Atak kalesi ile Eğil ve yöresinin hâkimi Kasım Bey, Diyarbakırın kurtarılmasında çok büyük yararlıklar gösterdi. *2.
Nitekim İstanbul’dan gönderilen Karaman Beylerbeyi Hüsrev Paşa’nın kuvvetleriyle takviye edilen bu Kürt birlikleri, Safevi Komutanı Kara Han’ın birlikleriyle Kızıltepe yakınlarında Osmanlıların Koçhisar dediği mevkide karşılaştı. 1516’nın Nisan’ında Kara Han yenildi. *3. Bu savaşta Kürd Erdalan Beyliği hariç, diğer tüm Kürd Beyleri Osmanlı Devleti ile ittifak içinde olmuşlardı,

SAVAŞ SONRASI KÜRDİSTAN’DA İDARİ YAPILAR

Osmanlı Devleti ve Kürd Özerk İdareleri
Osmanlı-Kürd Beylerinin işbirliği sonucu idari taksimat yapıldı. Kürdistan’da yer alan bazı Kürd beylikleri idari olarak bir kaçı “Hükümet” bazıları “Ocağı kendi mülkünde Sancak” ve göçer olan büyük Kürd aşiretlerin de “Mirlik Kethüdalıkları” şeklinde yeni yerel idari birimler olarak ilk etapta örgütlendi. Bu idari birimler günümüz tanımı ile Osmanlı Devletine bağlı özerk kabul edilen idari birimlerdi.

Osmanlı Devleti’ne ise, Kürdistan’da bazı Eyaletler ve Livalar (Kazalar) kılıç hakkı olarak “Has Sancaklar” şeklinde Osmanlıların yönetimine bırakıldı. Özellikle demoğrafisi etnik olarak karışık yerler (Ermeni, Asuri, Rum, Arap, Türk ve Kürd toplulukların birlikte yaşadığı yerler) daha çok Osmanlı idaresine “Has Sancak” olarak bırakılmıştı. İlk etapta Kürdistan’da bu Has sancaklardan; Erzurum, Van ve Diyarbakır Osmanlı Devleti’ne “Eyalet Has Sancakları” oldular.

İdari birimlerin özellikle şehirlerdeki idari konumunun kime ait olacağına dair tespitte, yapılan taksimatta bu şehirlerin nüfusunu oluşturan halkların etnik ve dini konumlanması, sonucu belirlemiş görünür. Şehirlerdeki güçlü kadim hanedan temsilleri ve özellikle bölge adına savaşlarda baskın Aşiretler Beyleri ayrıca bu paylaşımda belirleyici etmen olduğu anlaşılır.

Doğrudan doğruya idare olunan 1518’de tutulan ilk Osmanlı tahrir defterinde Diyarbekir eyaletinin Osmanlının doğrudan denetiminde olan 12 Has Sancağı kayıtlıdır. Bunlar: Amid, Mardin, Sincar (Tel’afer ve Hateniye dahil), Çemişgezek, Kiğı (batı Bingöl), Siverek, Çermik, Ergani, Harput, Arapkir, Urfa, Birecik.

“İdaresi Ocaklık Kürd Sancağı” şeklinde 8 sancak ise; Atak, Pertek, Tercil, Çapakçur, Çermik, Sağmen, Kelap, Mihrani idi. Yerli Kürd Beylerince idare edilen ve yönetimi babadan oğla geçen 5 Hükümet Kürd Sancağı şunlar idi: Eğil, Palo, Cizre, Hazro, Genç.

Bunlar dışında zeamet ve tımar sahibi Mirlik aşiret beyleri de vardı. Devlete ait zeamet ve tımar sahipleriyle bu aşiret ashabı 4017 kılıç olup cebelleriyle beraber 18 bin kişilik seferi bir kuvvet teşkil ederdi. Ayrıca ulufeli yerli kulu askeri de bulunurdu. *4.

Dersim Beyleri kendilerini Reaya Haq (Alevi-Kızıbaş) kabul edip, Osmanlı Devleti ile anlaştılar. Hükumet idarelerini kurdular. Bu nedenle Dersim Reaya Haq (Kızılbaş) inancında alan bölge Kürdleri, Şia’lığa geçmedi. Daha sonra Dersim Beyi Pir Hüseyin Beyin liderliğinde “Ocaklık-Hükümet” oldular. *5
Kanuni Sultan döneminde Pir Hüseyin’in ölümü üzerine onun çocukları arasında bu topraklar paylaşıldı. Kanuni Sultan Süleyman bölgeyi Çemişgezek, Mazgird, Pertek ve Sagman Sancaklarına ayırıp valilikleri Pir Hüseyin Bey’in oğullarına verdi.

Osmanlı Sultanı IV. Murad’ın “Bağdat Seferi” sonrası mevcut Kürd Beylik özerk idarelerine günümüz Güney Kürdistan’ında: Soran, Amidiye, Süleymani ve İran’da: Kirmaşan-Hemedan, vs. yeni Kürd özerk idareleri tesis edildi. Kafkasya’da; Kürd ordu paşaları öncülüğünde Tiflis, Revan, Gence Kürd Paşalıkları kuruldu.

“Bölgedeki idare tarzları Osmanlı ile yapılan antlaşmaya göre şu şekilde şekillenmişti: “Antlaşmaya ve işin başında yazılan kanunnamelere göre statü merkezleri Kürdistan şehirleridir. Beyliklerin idare merkezleri en ufak birimlerde olsalar dahi o merkezlerin statüleri “vilayet” pozisyonundadır.” Bunun için Şeref Han yazdığı “Şerefname” adlı eserde Bitlis’in yanı başındaki Derzin, Girdikan ve Késan gibi yerleşimleri, vilayet olarak göstermekte, bağımsız beyi olmayan Siirt ve Muş birimlerini nahiye olarak vermektedir. Hemen bütün statü merkezlerinde zamanın bilimlerini okutturan üniversite seviyesindeki medreseler de bütün Kürdistanlılar Kürtçe olarak eğitim gördükten başka, gayri-Müslimlerin de ayrıca kendi dilleriyle manastırları, ibadethaneleri ve kültürel hakları eksiksiz bir şekilde yürürlükteydi. Osmanlıdan önce de bu durum aynen bu şekilde işliyordu.” *6.

Kürd Hükümet Sancaklarında Osmanlı Has Sancaklarında olan tımar sistemi uygulanmazdı. Sancak gelirinin tamamı idareci olan Kürd Beylere aitti. Yalnız Hükümetlerde Kürd Beyi, “Salname” adı altında önceden belirlenen yılda bir kere olmak üzere vergiyi Osmanlı Has Eyalet Valisi’ne verirdi.

Bölgede olası savaşlarda Kürd Beyleri, kendi Eyalet Valisi’nin yanında ordusu ile yer alırdı. Fakat savaşta yer almak bir keyfiyetti.

Yurtluk-Ocaklık Kürd Bey Sancaklarında ise tımar sistemi uygulanabilirdi.

Yine Hükümet Ocaklarında idare tamamen Beyin ataması ile oluşurken, Kürd Sancak Ocaklarında; Kadı ve İmam, Eyalet Merkezi Has Sancak tarafından atanırdı. Osmanlı döneminde önceleri Kürd kökenli valiler Eyaletlere atanırdı. Daha sonra merkezden Eyalet valiliklerine daha çok “devşirme” valiler gönderilirdi.

Sonuçta, Kürdler kavim olarak Osmanlılardan ayrı durmakla birlikte, idari olarak Osmanlı Devleti’nin Avrupa kıtasında özerk olan bir Eflak-Boğdan bölgesi gibiydiler. Diyarbakır, Van. Erzurum, Musul, Bağdat Osmanlı Has Eyaletlerine bağlı, özerk sancak ve ocaklar olarak Osmanlı Devleti’nin özerk bölgesi konumundaydılar.*7.

Osmanlıya bağlı özerk bölge toprakları Osmanlı-Kürd Beylerinin ortaklıkları sonucu zamanla genişledi. Mc Dowall, yazdığı eserinde; “1630″ların ortalarında İran’a yapılan bir Osmanlı seferinde Hakari ve Mahmudi Kürtlerinin ana ordunun önünde yer aldığını, Bitlis”ten gelen piyadelerin ise arka birlikleri oluşturduğunu” belirtiyor. Ocaklık sancakların sayısı zamana göre değişmektedir. Özellikle savaş dönemlerinde aşiretlerin devlete bağlılığını artırmak için ocaklık sancakların sayısı artırılmıştır.

Genelde Kürd Beylikleri daha önceden olduğu gibi İran Safevilere katılan Şii Erdalan Kürd Beyliği hariç, tüm Kürdistan Beylikleri Osmanlıya çeşitli özerk yönetimler –Ocaklık Hükümet, Paşalık, Liva ve Sancak olarak katılmıştır. Osmanlıya bağlı Kürd Beylerine ait Hükümet, Paşalık, Liva ve Sancak sayısı zamanla artmıştır. Kürdistan’ın en büyük toprak parçası, geçmiş tarihte olduğu gibi İran devletlerine karşı bu dönemde ara özerk yönetimlere sahip tampon bir bölge olmuştur. Bu durum İran ile yapılan Kasrı- Şirin Antlaşması (17 Mayıs 1639) ile kesinleşti. Fakat daha sonraki yıllarda Kürdistan üzerine çıkan İran / Safevi-Osmanlı Savaşları 1727 yılında imzalanan “Hemadan Antlaşması” neticesinde Osmanlıların denetiminde yeni bir Kürd coğrafya oluştu. Kürdistan’ın doğu yakasındaki Nihavend, Kirmanşah ve Hemadan Kürd bölgeleri Safevilere bırakıldı. Böylece Kürdistan iki parçalı hale geldi.

ÖZERK KÜRT YÖNETİMLERİN TASFİYESİ

MS 17. yüzyılın sonlarında Avrupa Devletlerinin toparlanması ve Rusyanın ileri hamleleri sonucu sürekli gerileyen ve zayıflayan Osmanlı Devleti, bu sorunlarına sürekli çare arar. Gözünü kendisinden daha zayıf olan Kürdistan’daki Kürd Beylik Hükümet ve Sancaklarının gelirlerine diker. Osmanlı Devleti Avrupa’da gerilemeye başlayınca kendi bağlaşıkları olan Özerk Kürd Hükümet ve Sancaklarından aldıkları “Salname” (yıllık) vergilerini artırmaya çalışır.

Bu bakımdan Kürd Bitlis Hükümeti ile 1639 ve 1646’da vezirlik rütbesi ile Diyarbakır eyaleti valisi olan Osmanlı Has sancağı ve Diyarbakır Beylerbeyi Abaza Melik Ahmet Paşa arasındaki savaşlar uzun yıllara yayılır. Mesele, Bitlis Beyi’nin Hükümet Ocaklığı’ndaki gelirlerini; özellikle Hıristiyan unsurlardan aldıkları yıllık “Kelle Vergisini” Kürd Beyinin az gösterdiği suçlaması ile başlar. Aslında Osmanlı Devleti mali zorluklarını aşmanın bir yolu olarak kendi gelirlerini artırmak için Kürd Beyliklerine baskı yapmakta ve vergileri artırma yoluna gitmeye çalışmaktadır. Bu baskılar, özellikle 18. yy da Kürdistan’da ki Kürd Hükumetlerine karşı yürütülür. Osmanlı Devleti Kürdistan’da ki özerk yapıları bir biçimde tasfiye yoluna gitmeye başlar.

Kürdistan’da en özerk idari yapı Kürd Beylik Hükümetleri’dir. Öncelikle Kürd Hükümetlerin hüküm alanları daraltılır, Hükümetten Sancak konumuna düşürülen bölgelerde Osmanlı Has sancağının oluşması için özel önlemler alınır. Bu bölgelerde Osmanlı has sancaklarına bağlı yeni “Tımarlıklar” kurulmaya başlanır. 1690’ların sonlarına doğru Kürdistan’da önce nüfus ve iskân hareketlerine başlanır. Adana ve Maraş bölgesinden getirilen Türkmen göçer aşiretleri Kürdistan şehirlerine ve ticari önemdeki yollar üzerine iskân ettirilir. Güçlü Kethüdalığı olan göçer Kürd aşiretleri batıda Konya Cihanbeyli, Ankara Polatlı, Haymana, Kulu ve Kırşehir bölgelerine ve güneyde Rakka’ya zorla göç ettirilir. Özellikle Osmanlı Has sancağı olan şehir ve kasabalarda merkezi yönetim güçlendirilir.

1800’lerde alınan önlemler Osmanlı Devleti için yeterli olmaz. Merkezi devletin Kürdistan’daki idari düzeninde yenilik hareketlerine girişirler. Bu yeniliklerde Batı Avrupa devletlerinin gelişimini model olarak almaya çalışan Osmanlı Devleti, özellikle yükselen ve güçlenen devlet olan Fransa Devlet teşkilatı örneğinden hareketle merkezi idari devlet projelerine sarılır. Yapılan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafından da benimsenmesi gerektiğine inanan Sultan II. Mahmut döneminde (1808-1839), Kürdistan’daki Kürd Beylik Hükümetlerini, Sancakları ve Mirlik Aşiretleri tasfiye etme girişimlerine askeri hareketler ile batıdan doğuya doğru başlar. Osmanlı Devleti, Kürd beylik yönetimlerine karşı askeri hareketler sonrası Kürd özerk idarelerin tasfiyesi ile birlikte yeni merkezi idari sistemleri Kürdistan da yürürlüğe koymaya ve yeni yerel idareleri oluşturmaya çalışır. Bu kararlar, Kürdistan’da onlarca Kürd direnişi olan savaşlara neden olur.*8.

Ünlü Kürd Hükümeti Botan/Cizre Beyliğinin askeri olarak tasfiyesinden sonra Osmanlı Devleti 1847 de Diyarbakır merkezli “Kürdistan Eyaleti” kurar. Amaç devletin yeni bir düzenini, yeni statü altında Kürdistan’da örgütlemektir. Bu girişim yirmi yıl devam eder. Sonra bu planlamadan vaaz geçilir. Siyasi tanım olan “Kürdistan” adı, tekrar coğrafik bir isim olarak kullanılır. Daha sonraki dönemlerde bu ad yerine bölge adına “Şarki” tanımı getirilir.

HAMİDİYE ALAYLARI, YENİ MERKEZİ İDARE VE KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU

Kürt Beylik Özerkliklerin ilgası sonrası Osmanlı Devleti’nin geliştirdiği sömürgeci ve ilhakçı uygulamaları denebilir ki, yeni idari Osmanlı Devlet düzenin Kürdistan’da sağlanması için yeterli olmaz.

Özellikle Sultan II. Abdulhamit döneminde Kürdistan’a yeni müdahaleler organize edilir. Bunlardan biri Kürd Sünni Aşiretlerin Hamidiye Alayları altında organize edilmesidir.

M.S. Lazarev, bu alayların kuruluş gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “Hamidiye Alayları ile Kürtleri Rusya karşısında güçlü bir askeri siper, İran’a karşı saldırı aracı durumuna getirme amacı yanında önemli amaçlarından biri, Kürtleri Türk idari makamlarının sıkı gözetimi altında durmaya alıştırmaktı. Bununla birlikte, bu Hamidiye Alayları, Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kurulmuştu.”*9.

Hamidiye Alayları sonrası izlenen gelişmeler, yeni Kürd milliyetçisi olan aydın grupların oluşumuydu. Eski Kürd özerk yapı sahibi Kürd hanedanlarının çocukları yeni Kürd milli aydınlarıydı. Bey çocuğu yeni Kürd aydınları Bey babalarının Osmanlı Devletinin sömürgeci politikalarına ve işgalci girişimlerine karşı koyuşları ile büyümüş ve gençliklerinde Orta-doğu’da gelişen yeni milliyetçi fikirler ile tanışmışlardı. 19 yy sonu, Beylik ve Hanedanlık hak mücadelesi olarak gelişen isyanlar yeni milliyetçi fikirler ile birlikte 20 yüz yılda Kürdistan’da Kürd Sorunu’nun somut olarak ortaya çıkmasına neden oldu. Bu tarihten itibaren Kürdlerin merkezi yönetime karşı talepleri ve tepkileri zamanla gelişecek olan Kürd milli düşüncesini oluşturdu. Bu perspektif altında Kürd milli örgütleri sürecin sonunda oluşmaya başladı.

Bu dönemde oluşan Kürd Aydınların ve Beylerinin öncülüğünde kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti 30 Aralık 1918’de İstanbul’da kurulan ve doğu illerinde şubeleri açılan, Osmanlıya bağlı özerk bir Kürt devleti kurulmasını amaçlayan öne çıkmış bir cemiyetti. Cemiyetin adı, Türkçede “Kürdistan Yükselme Derneği” anlamına gelmekteydi. Aslında 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Osmanlı Devleti, o sıra “Sevr Antlaşması” (10 Ağustos 1920) kararlarını dikkate alarak, oluşacak toprak kayıplarını gözeterek, Kürt Milli Hareketini kontrol etmek için bu derneğin gelişimine önceleri yardımcı olmuştu. -Tabi bu durum Kürt aydınlarınca bilinmiyordu.

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları dikkat ile incelenirse, bu kurucuların eski özerk Kürd Beylik yönetici ailelerin çocuklarının olduğu görülür. Dernek öncüleri ve üyelerinin kimliksel ailevi özellikleri, Kürd meselesinin tarihselliğine delalettir. Kürdistan Teali Cemiyeti kurucu kadrosu da böyle bir künyeye sahiptir: Seyyid Abdulkadir Efendi, Hüseyin Şükrü (Baban) Bey, Dr. Mehmed Şükrü (Sekban) Bey, Muhiddin Nâmi Bey, Babanzâde Hikmet Bey, Kâmran Ali Bedirhan, Necmeddin Hüseyin, Reşid Ağa, Kadızâde M. Şevki, Arvasizâde Mehmet Şefik, Mehmet Mihrî, Emin Feyzi, Vanlı M. Selim Begi, Berzencizâde Abdülvâhid, Dr. Hamid Şakir, Lâv Reşid, Dr. F. Berho, Hakkarili Abdurrahim Rahmi, Yemlekizâde Aziz, Hetzanîzâde Kemal Fevzi.vs. Bu kişiler eski Osmanlı Özerk Kürt Beylik İdarelerinin sahipleri olan ailelerden gelen şahıslardır. *10.
-Aynı yönetim konumu İran’da benzer bir durumdadır. Konu alanının Osmanlı coğrafyası ile sınırladığımız için bu konuda yeni bir bilgi vermedik.

OSMANLI DEVLETİ VE TÜRKİYE DEVLETİ İLE KÜRDLERİN ÖZERKLİK MÜZAKERELERİ

1.Dünya Harbinden yenik ayrılan Osmanlı Devleti, özerk yönetim hakkında Sevr Antlaşması’nda ön görülen “Bağımsız Kürdistan Devleti” oluşumunun önüne geçmek için son olarak Kürdistan Teali Cemiyeti ile ilişkiler kurar. 22.Aralık.1918 tarihinde Osmanlı Hükumetinde ki Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve Kürdistan Teali Cemiyeti arasında anlaşma imzalanır. Bu anlaşmayı cemiyet adına Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyyit Abdülkadir, üyelerinden Sait ve Mehmet Ali, Osmanlı Devleti Hürriyet ve İtilaf Fırkası Hükümeti adına ise Zeynel Abidin (Konya Mebusu), Vasıf (Karesi mebusu) ve Mustafa Sabri Efendi imzalar.

Anlaşma gereğince Kürt nüfusunun daha yoğun olduğu bölgelerde İslam Halifeliğine ve Osmanlı Saltanatına bağlı kalmaları kaydıyla Kürdlere özerk bir yönetim şekli tanınacaktır. *11. Fakat Osmanlı Devleti adına verilen sözde özerklik antlaşması için bir çaba gösterilmedi.

Benzer sözde özerklik yaklaşımı, Kürdistan’daki Kürd Teali Cemiyet şubelerinin tasfiyesi için Osmanlı Devleti’nin gizlice desteği ile kurulan yine Osmanlı Devletinin el altında Kürdistan da kurdurduğu “Şark-ı Müdafaa Hukuk Cemiyeti” programında yer alır.

Hatta M. Kemal bu cemiyeti teşvik eder. M. Kemal ve bu cemiyet Kürdistan’da “Kürdlere Özerklik vaat eden propagandaları ile Kürd Beyleri ve dini otoritelerinin ileri gelenlerinin çoğunu aldatarak yanına çeker. Osmanlı Devletini zamanla dışlayan ve İstanbul Meclisinin taşınması ile oluşturulan Ankara Hükümeti, tıpkı Osmanlı Hürriyet ve İtilaf Fırkası gibi Kürdlere özerk yönetimlerden yana olduğu yeni kabul ettiği anayasa ile işleri idare eder.

Bu metne göre; Kürdlere; 1. Meclisin kabul ettiği 20 Ocak 1921 anayasasının 10 ve 11. Maddelerinde yer alan kanunlara göre mahalli idarelerin özerkliği ön görülür.

Nitekim M. Kemal, İzmit’te 16-17 Ocak 1923’te bu doğrultuda düşünceler içeren beyanda da bulunur. “Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu ‘mahalli idareler’ kurulması iç ve dış siyasetimizin gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise, hem iç siyasetimiz ve hem de dış siyasetimiz açısından adım adım mahalli bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız… Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir demektir… Şimdi TBMM hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olamaz.” der. *12.

Nitekim Ankara Hükümeti’nin savaş galibi İttifak Devletleri ile Lozan Antlaşması yapması sonucu Kürdlere özerklik tartışmaları da son bulur. Kürdistan Lozan Antlaşması ile artık dört parçaya bölünmüştür. Ankara’da savaş döneminin temsili olan 1. Meclis dağıtılır. Yukarıdan atamalı yapılan seçimler neticesinde oluşturulan yeni meclis ile 1924 Anayasası kabul edilir.

Bu anayasaya göre artık Kürdistan yoktur, Türkiye vatandaşı olan herkes Türk’tür! Yeni Türkiye Devleti, Kürdlerin Türkleşmesi ve bölge idaresinin tamamıyla merkezi hükumetinin tasarrufu ve yönetimi üzerine şekillenmiştir. Açıkçası herhangi bir statü de getirilmediği için Kürdistan ve Kürdler yok sayılmıştır!

Güncelleme: 12.08.2019 / Meleti-

Dipnotlar:

1- Ayşe Hür, “ İdris-i Bitlisî:’Mevlana’ mı ‘iblis’ mi?” 30/09/2012-Radikal.

2- Tac-üt Tevarih c.4.s.250

3- Ayşe Hür, “ İdris-i Bitlisî:’Mevlana’ mı ‘iblis’ mi?” 30/09/2012-Radikal.

4- 1520 yılındaki bir Osmanlı belgesinde, “Eyalet-i Diyarbekir” başlığı altında 9 liva, bunların da altında 28 “Ekrad sancağı” (Kürt sancağı) sayılıyordu. 1526 yılına ait bir belgede ise, “Diyarbekir Vilayeti Livaları” başlığı altında önce 10 Osmanlı sancağı, sonra da Vilayet-i Kürdistan başlığı altında “Ekrad sancakları” denilen 17 sancak sayılmıştı. Diyarbekir eyaleti içindeki sancakların 35″i geçtiği; bunların 16″sının tımar düzenine tâbi klasik Osmanlı sancakları olduğu; kalanların ise “yurtluk-ocaklık” ve “hükumet” diye de tasnif edilen özerk Kürd yönetimli “Kürdistan vilayeti Livaları” olduğu görülüyor. 1529 tarihine göre ise yukarıdaki sancaklardan başka Musul, Ane, Deyr-i Rahbe, Hasankeyf sancaklarının da Diyarbekir eyaletine bağlandığını ve böylece Diyarbakırın Osmanlı İmparatorluğunun en büyük eyaleti haline geldiğini görmekteyiz.

5Bkz. Kürt-Osmanlı İttifakının 500. Yılında Ezberlere Dokunmak- Şakir Epözdemir

6- Kürdistan’da özerk yapılarda önceki idari temsil:
YÖNETİM – ADALET- GÜVENLİK- YÖNETİCİ
Hükümet Kadı-Yerel: Mir tarafından atanır. Fermande Bey-Mirémiran
Sancak Kadı-Osmanlı Has sancak tarafından atanır. Fermande Sancakbeyi-Mir Aşiretlerde ve Büyük Köylerde Naib- Osmanlı Has sancak tarafından atanır. Fermande Kethüda-Aşiret Reisi/Mir

7- M.S. Lazarev,”Kürdistan ve Kürd Sorunu” say. 151.

8- Bu dönem sonrası Osmanlı İmparatorluğun yeni idari politikasına tepki olarak zaman içinde ortaya çıkan Kürt isyanları tarihlerine ve yerlerine göre şöyle sıralanabilir:
1. Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806-1808, Süleymaniye)
2. Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Süleymaniye)
3. III. Kürd Alevi ve Zaza Aşiretleri İsyanı (1818-1820, Dersim)
4. Revanduz Yezidi İsyanı (1830-1833, Hakkâri ve çevresi)
5. Mir Muhammed İsyanı (1832-1833, Soran)
6. Kör Mehmet Paşa İsyanı (1830-1833, Erbil, Musul, Şirvan)
7. Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır)
8. Bedirhan Bey İsyanı (1843-1847, Ciziré-Botan, Hakkâri ve çevresi)
9. Yezdan İzzettin Şer İsyanı (1855, Bitlis)
10. Bedirhan Osman Paşa İsyanı (1877-1878, Cizre ve Midyat)
11. Şeyh Ubeydullah İsyanı (1880, Hakkâri ve Şemdinli)
12. Emin Ali Bedirhan İsyanı (1889, Erzincan)

9- M.S. Lazarev, ”Kürdistan ve Kürd Sorunu” say. 151.

10- KÜRD BEYLERİ VE DİNİ OTORİTELER: Şemdinan ailesinden, Şeyh Ubeydullah ve ahfadı Seyyit Abdulkadir (1851-1925), Kurucu Başkan, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu; Seyyit Mehmet, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu; Seyyit Abdullah, Şeyh Ubeydullah’ın torunu; Seyyit Taha, Şeyh Ubeydullah’ın torunu.
Bedirhan Paşa ve ahfadı Mehmet Emin Ali (1851-1926), Bedirhan Paşa’nın oğlu; Süreyya (1883-1938), Mehmet Emin Ali’nin oğlu; Celadet (1895-1951), Mehmet Emin Ali’nin oğlu; Kâmuran (1895-1978), Mehmet Emin Ali’nin oğlu; Mikdad Mithad Esved, Bedirhan Paşa’nın oğlu; Bedirhanzade Mehmet Ali, Bedirhan Paşa’nın oğlu; Bedirhanzade Hasan Nuri, Bedirhan Paşa’nın oğlu; Abdurrahman, Bedirhan Paşa’nın oğlu; Bedirhanzade Murat Remzi, Bedirhan Paşa’nın oğlu, Belediye eski Başmüfettişi; Halil Rami Bey, Bedirhan Paşa’nın oğlu, Malatya Mutasarrıfı Halil; Âsaf Bedirhan, Halil Rami Beyin (Malatya mutasarrıfı Halil) oğlu; Bedirhan Ali, Bedirhan Paşa’nın torunu, Homs eski Mutasarrıfı Mehmet Necip Paşa’nın oğlu.
Baban Aşiretinden; Babanzade Şükrü (Şükrü Baban) ; Babanzade Mustafa Zihni Paşa, Hicaz eski valisi; Babanzade Fuat Bey; Babanzade Hikmet Bey; Babanzade Aziz Bey; Babanzade Mahmut Bey.
Aydın ve Bürokrasi Zümresinden:
Diyarbakırlı Cemil Paşa Ailesinden; Ahmet Cemilpaşa, Ekrem Cemilpaşa, Kadri Cemilpaşa.
Diğer bazı üyeler; Mevlanzade Rıfat, Ahmet Hamdi Paşa, Arvasizade Mehmet Şefik, Said Molla, Yusuf Ziya Koçoğlu, Mehmet Şükrü Sekban (1881-1960), Emekli Ferik Fuat Paşa, Emekli Ferik Ahmet Hamdi Paşa.11- Turan, Şerafettin. “Türk Devrim Tarihi-2” “Çoğunlukla Kürt kavimlerinin oturduğu memleketlerde siyaset yönünden İslam Halifeliğine ve Osmanlı Saltanatına bağlı kalmak koşuluyla, bütün halkın çoğunluğunca seçilen bir yönetimin başkanlığı altında özerk bir yönetime sahip olacaktır.”

12- Bkz. Mustafa Kemal, Eskişehir-İzmit Konuşmaları,1923, Kaynak Yayınları, 1999, s.103

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir